Bir restorana giriyorsunuz. Belki işten çıkmışsınız, belki çocuğunuzla güzel bir yemek yemek istiyorsunuz. Siparişinizi veriyor, önünüze gelen yemeği gönül rahatlığıyla tüketiyorsunuz. Çünkü en doğal hakkınız olan bir şeye güveniyorsunuz: Yediğiniz yemeğin sağlığınızı tehdit etmediğine...
Peki ya o güvenin arkasında çürümüş bir gerçek varsa?
Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde zabıta ekiplerinin gerçekleştirdiği denetimde ortaya çıkan manzara, hepimizin midesini bulandıracak cinsten. Bir restoranda satışa hazırlanmış, pişmiş ve çiğ halde yaklaşık 15 kilogram bozuk tavuk tespit edildi.
Evet, yanlış okumadınız! Tam 15 kilogram!
Üstelik bu ürünler, insanların sofralarına ulaşmak üzereydi.
Şimdi sormak gerekiyor: İnsan sağlığı bu kadar mı değersiz? Para kazanmak uğruna insanların hayatını tehlikeye atmak bu kadar mı kolay?
Bir Tabak Yemek, Bir İnsan Hayatı!
Gıda sektörü sıradan bir ticaret alanı değildir. Burada satılan yalnızca tavuk, et ya da ekmek değil; aynı zamanda insanların sağlığına duyduğu güvendir.
Bir kıyafet bozuk çıkarsa değiştirebilirsiniz. Bir elektronik cihaz arızalanırsa tamir ettirebilirsiniz. Peki bozuk bir gıda yüzünden sağlığını kaybeden insanın zararını kim karşılayacak?
Gıda zehirlenmesi bazen birkaç günlük rahatsızlıkla atlatılabilir. Ancak bazı durumlarda, özellikle çocuklar, yaşlılar ve bağışıklık sistemi zayıf kişiler için çok daha ciddi sonuçlara yol açabilir.
İşte bu nedenle gıda güvenliği, işletmecinin vicdanına ya da keyfine bırakılamayacak kadar önemli bir meseledir.
Peki Ya Denetim Yapılmasaydı?
Asıl düşündürücü olan soru tam da burada başlıyor.
Zabıta ekipleri o restorana gitmeseydi ne olacaktı?
Bozuk olduğu belirlenen tavuklar müşterilerin tabaklarına mı konulacaktı? Kaç kişi hiçbir şeyden habersiz o yemekleri yiyecekti? Kaç aile, güvenerek gittiği bir işletmeden hastalık korkusuyla ayrılacaktı?
Bunların cevabını bilmiyoruz.
Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Denetimler yalnızca kurallara uyulup uyulmadığını kontrol etmek için değil, insan hayatını korumak için yapılır.
Bu nedenle Kırıkhan'daki denetimde görev alan ekiplerin çalışması son derece kıymetli.
Fakat mesele yalnızca bir restoranla sınırlı görülmemeli.
Bir İşletmenin Kazancı, Bir Çocuğun Sağlığından Değerli Olamaz!
Buradan gıda sektöründe faaliyet gösteren herkese seslenmek istiyorum.
Eğer bir işletme açıyorsanız, insanların sağlığından da sorumlusunuz demektir.
O kapıdan içeri giren müşteri yalnızca para bırakan biri değildir. Bir annenin evladı, bir çocuğun babası, bir ailenin umut bağladığı insandır.
Sırf birkaç kilogram ürünü çöpe atmamak için insan sağlığını tehlikeye atmayı göze almak kabul edilemez.
Üstelik bozuk ürünleri imha etmek bir kayıp değil, yerine getirilmesi gereken temel bir sorumluluktur.
Gerçek esnaflık, müşterinin cebindeki parayı değil, sağlığını da düşünmektir.
İşini dürüstçe yapan, hijyen kurallarına uyan, maliyetleri artsa bile gıda güvenliğinden taviz vermeyen binlerce işletmecinin de hakkını teslim etmek gerekiyor. Çünkü böylesi olaylar, işini hakkıyla yapan esnafın da güvenilirliğine gölge düşürüyor.
Cezalar Gerçekten Caydırıcı mı?
Her benzer olayın ardından aynı haberleri okuyoruz.
Denetim yapıldı. Bozuk ürünler ele geçirildi. Gıdalar imha edildi. İşletme hakkında işlem başlatıldı.
Peki sonra?
İşte benim asıl merak ettiğim konu bu.
Halk sağlığını tehlikeye atan işletmeler hakkında uygulanan yaptırımlar gerçekten yeterince caydırıcı mı?
Bir işletme, kuralları ihlal ettiğinde karşılaşacağı yaptırımın ağırlığını bilmelidir. Ancak o zaman denetim korkusuyla değil, sorumluluk bilinciyle hareket eden bir düzen kurulabilir.
Elbette her olay hukuki süreç içerisinde değerlendirilmeli ve yaptırımlar mevzuata uygun şekilde uygulanmalıdır. Fakat toplumun da bu süreçlerin sonucunu öğrenmeye hakkı vardır.
Çünkü kamuoyunun yalnızca bozuk tavukların imha edildiğini değil, sorumlular hakkında nasıl bir işlem yapıldığını da bilmesi gerekir.
Bugün Hatay'da, Yarın Başka Bir Şehirde...
Hatay'ın Kırıkhan ilçesinde ortaya çıkan bu olay, yalnızca o ilçede yaşayan vatandaşların meselesi değil.
Bugün Hatay'da yaşanan benzer bir durum, yarın Balıkesir'de, İstanbul'da, Bursa'da ya da Türkiye'nin başka bir şehrinde de karşımıza çıkabilir.
Bu yüzden denetimler yalnızca şikâyet üzerine değil, düzenli, kapsamlı ve gerektiğinde habersiz şekilde yapılmalıdır.
Vatandaş da gördüğü olumsuzlukları yetkili kurumlara bildirmekten çekinmemelidir.
Çünkü gıda güvenliği söz konusu olduğunda sessiz kalmanın bedeli ağır olabilir.
İnsan Sağlığının Pazarlığı Olmaz!
Hatay'da ele geçirilen yaklaşık 15 kilogram bozuk tavuk, belki de çok sayıda insanın sağlığını tehlikeye atabilecek bir durumun önüne geçildiğini gösteriyor.
Ancak bu olayın bize hatırlattığı çok daha önemli bir gerçek var.
Bir ülkede insanlar, dışarıda yemek yerken önlerine gelen tabağın güvenli olup olmadığını düşünmek zorunda kalmamalı.
Bir anne çocuğuna tavuk yedirirken endişe etmemeli.
Bir vatandaş, parasını ödediği yemeğin kendisini hastanelik edip etmeyeceğini sorgulamamalı.
Çünkü sağlıklı gıdaya ulaşmak bir ayrıcalık değil, en temel insan haklarından biridir.
Ve unutulmamalıdır ki...
Bozuk tavuk çöpe atılır, kaybedilen para yeniden kazanılır. Ama kaybedilen sağlığın her zaman telafisi olmaz!
O yüzden soruyorum:
Bir tabak yemekten kazanılacak para, bir insanın hayatından daha mı değerli?