Geçtiğimiz günlerde oğlumu okula bırakmak için sabah 08.45 civarında evden çıktım. Evimizin okula mesafesi pek uzak sayılmaz; sabah trafiği olmadığında ya da okul yolunda yürüyen öğrencilere denk gelmediğimizde yaklaşık 4-5 dakikalık kısa bir sürüşle varabiliyoruz.

Yine öyle rutin bir sabahtı. İşine yetişmeye çalışanlar, okul yolundaki çocuklar, yaya veya araçla günün ilk koşturmacasına kapılmış insanlar… Okul yoluna yaklaştığımda, bulunduğum sokaktan ana yola çıkmam gerekti. Sol tarafımda okul, önümde ise iki şeritli akan bir yol vardı. Haliyle karşı şeride emniyetle geçebilmek için extra dikkatli olmam gerekiyordu. Tam da o dakikalarda okul yolunda yürüyen öğrenciler ve veliler nedeniyle yaya hareketliliği oldukça yoğundu.

Henüz yaya geçidinde değildim; döneceğim noktada ana yolun sol şeridinden geçen araca yol verip hemen ardından sağ şeride geçmek üzere hamle yapmaya hazırlanıyordum. İşte tam o anda, arkamda bitiveren ve içerisinde gençlerin bulunduğu bir araç sabırsızca kornaya basmaya başladı.

Korna üstüne korna… Peki ama bu aceleniz nedendir? Çözebilmiş değilim. Bekleyecekleri toplasanız yarım saniyeydi. Umursamadan yoluma devam ettim fakat arkamdaki sürücü inatla kornaya basmayı sürdürdü. Okul yoluna girdiğimizde, kurallar gereği olması gereken hızda ilerliyordum. Yol tek şerit olduğu için beni sollayamamak onu iyice çileden çıkardı. Okul alanına yaklaşırken geçmemiz gereken bir döner kavşak vardı ve günün o saatinde orada da trafik naturally yavaş akıyordu. Buna rağmen arkamdaki o hadsiz tutum hiç değişmedi. Kavşağı geçer geçmez, artık geçip gitsinler diye aracımı hemen sağa çektim.

Tam o esnada yanımdan geçerken, araçtaki kişilerin el-kol hareketleriyle hakaretler yağdırdığına şahit oldum. Neredeyse araçtan inip üzerime yürüyecek, araca saldıracak bir gözü dönmüşlük içindeydiler. İçlerinde acil bir durumun olmadığını anlamak hiç de zor değildi; taş çatlasın gidecekleri yere beş dakika geç kalacaklardı. Fakat araçta küçük bir çocuk olduğunu gördükleri halde taciz boyutuna varan bu ısrarı sürdürmeleri, arkasından hakarete varan davranışlar sergilemeleri basit bir sabırsızlık değil, açıkça bir hadsizlikti.

Aslında yaşadığımız bu küçük gibi görünen olay, ne kadar sabırsız bir topluma dönüştüğümüzün, hoşgörüyümüzü ve saygımızı nasıl birer birer yitirdiğimizin acı bir vesikası. Ne yayaya saygısı var bu zihniyetin ne de kurallara uyan diğer sürücülere… Üstelik bu profil, sadece trafikte karşımıza çıkmıyor. Aynı zihniyet; banka kuyruğunda bir büyüğümüze gösterilen saygısızlıkta, parkta koşturan bir çocuğa takınılan olumsuz tavırda da kendini gösteriyor. Bireysel patlamalar gibi duran bu örnekler, ne yazık ki derinden hissettiğimiz toplumsal çürümenin direksiyon başındaki yansımasından başka bir şey değil.

Siz ne kadar kurallara uyarsanız uyun, ne kadar dikkatli olursanız olun; kuralları yok saymayı güç sanan, nezaketi zayıflıkla karıştıran kişilerle karşı karşıya kalabiliyorsunuz.

Oysa bir dönüp etrafımıza bakabilsek… Herkesin kendine göre bir derdi, yürütmeye çalıştığı bir hayatı, çözmek için uğraştığı onlarca sorunu var. Hal böyleyken, incir çekirdeğini doldurmayacak hevesler ve anlık öfkeler yüzünden insanların gününü zehirlemek kimsenin hakkı olmamalı.

Sahi, biraz sakin mi olsak artık? Birbirimize yol vermek, yarım saniye beklemek, bir gülücüğü esirgememek bu kadar mı zor?