Hayat bazen öyle olaylara sahne oluyor ki insan duyduklarına gülse mi, üzülse mi, şaşırsa mı bilemiyor. Eskişehir'de yaşanan son olay da tam olarak böyle. Bir tencere makarna yapmak için ocağın başına geçen 66 yaşındaki bir adam, birkaç dakika sonra kendisini ölümün kıyısına getirecek bir tehlikenin içine sürüklendi. Üstelik yaşananların sonunda söylediği bir cümle, olayın kendisi kadar dikkat çekti: “Benim borcum ne kadar?”

Eskişehir'in İstiklal Mahallesi'nde yaşayan 66 yaşındaki S.S., iddiaya göre arkadaşıyla yaşadığı tartışmanın ardından evine döndü. Karnını doyurmak için ocağa makarna koydu. Ancak alkolün etkisiyle uyuyakaldı. Ocağın üzerinde unutulan tencere bir süre sonra alev aldı. Daireyi duman kapladı.

Belki de birkaç dakika daha geç kalınsa bugün bambaşka bir haber okuyacaktık.

Neyse ki komşular yükselen dumanı fark etti. İhbar üzerine olay yerine gelen polis, itfaiye, sağlık ve AFAD ekipleri harekete geçti. Kapı açılmayınca balkondan eve giren ekipler, içeride uyuyan adamı uyandırarak dışarı çıkardı.

Bir insanın hayatı, komşularının dikkati ve ekiplerin zamanında müdahalesi sayesinde kurtuldu.

Ancak olayın belki de en düşündürücü kısmı bundan sonra yaşandı.

Ölümle burun buruna gelen adam, hastaneye gitmeyi reddetti. Sağlık durumunun iyi olduğunu söyledi. Ardından kendisini kurtaran polis ekiplerine dönerek, “Benim borcum ne kadar?” diye sordu.

İşte insanın durup düşündüğü yer tam da burası.

Bir tarafta alev alan bir tencere, dumanla dolan bir ev ve ölüm tehlikesi... Diğer tarafta ise bütün bunların ardından sorulan bir borç sorusu.

Bazen insan hayatın değerini, ancak onu kaybetmeye yaklaştığında anlayabiliyor. Bazen de yaşadığı tehlikenin büyüklüğünü fark edemiyor.

Oysa burada yalnızca bir kişinin dikkatsizliğinden söz etmiyoruz. Bir apartmanda yaşayan onlarca insanın hayatı da tehlikeye girebilirdi. Küçücük bir ihmal, komşu dairelere sıçrayan büyük bir yangına dönüşebilirdi.

Alkolün etkisi altındayken yemek pişirmeye çalışmak, ocağın açık olduğunu unutmak ya da mutfakta uyuyakalmak... Bunların her biri telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilecek davranışlar.

Üstelik böylesi olaylar bize başka bir gerçeği daha hatırlatıyor: Komşuluk, bazen sadece aynı apartmanda yaşamak değil, birbirinin hayatını kurtarmaktır.

O dumanı fark eden komşular olmasaydı ne olurdu? İtfaiye ve polis ekipleri zamanında yetişemeseydi nasıl bir tabloyla karşılaşırdık?

Düşünmesi bile ürkütücü.

Bir de işin insanı gülümsetirken düşündüren tarafı var.

“Benim borcum ne kadar?”

Belki şaşkınlığın, belki mahcubiyetin, belki de yapılan yardımın bir karşılığı olması gerektiği düşüncesinin ifadesiydi bu soru. Gerçek nedenini bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz bir şey var: O gün o apartmanda parayla ölçülemeyecek kadar değerli bir şey kurtarıldı.

Bir insan hayatı.

Şimdi geriye hem düşündüren hem de ders veren bir olay kaldı.

66 yaşındaki adam belki bir daha makarna yapmak için ocağın başına geçtiğinde bu yaşadıklarını hatırlayacak. Belki de kapısını çalan komşularına ve kendisini kurtaran ekiplere farklı bir gözle bakacak.

Bizlere düşen ise bu olaydan gerekli dersi çıkarmak.

Çünkü bir anlık dalgınlık, bir tencere yemek ya da açık unutulan bir ocak, yalnızca bir evi değil, birden fazla hayatı tehlikeye atabiliyor.

Ve unutmayalım ki bazen hayatta en büyük kazanç, hiçbir şey kaybetmeden ikinci bir şans elde edebilmektir.

Eskişehir'deki bu olayın sonunda sorulan soru “Benim borcum ne kadar?” oldu.

Bence asıl sorulması gereken soru ise şu:

“Bir insanın hayatının bedeli ne kadar?”

Cevabı çok açık: Paha biçilemez.