Bir otomobilin 187 kilometre hızla gittiği görüntüleri sosyal medya hesabında paylaşan kişiye 25 bin lira ceza kesildi. Peki, asıl tehlike direksiyon başında mı, yoksa telefon ekranında mı?

İzmir'de yaşanan bir olay, trafik güvenliği kadar sosyal medyanın sorumluluğunu da yeniden tartışmaya açtı.

27 yaşındaki S.K., Instagram hesabından bir otomobilin saatte 187 kilometre hızla ilerlediği görüntüleri paylaştı. Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve trafik ekiplerinin ortak çalışması sonucunda kimliği tespit edildi, gözaltına alındı ve kendisine 25 bin lira idari para cezası uygulandı.

Ancak olayın dikkat çekici bir ayrıntısı vardı.

S.K., görüntülerin kendisine ait olmadığını, başka bir sosyal medya platformundan alarak paylaştığını söyledi.

İşte tam da burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Direksiyon başına geçmeyen, gaza basmayan ama tehlikeli sürüş görüntülerini paylaşan bir kişi ne kadar sorumludur?

BİR BEĞENİ UĞRUNA KAÇ HAYAT RİSKE ATILIYOR?

Sosyal medya artık yalnızca insanların anılarını paylaştığı bir alan değil. Ne yazık ki bazıları için tehlikeli davranışların sergilendiği bir gösteri sahnesine dönüşmüş durumda.

Kimi direksiyon başında telefonuyla video çekiyor, kimi makas atarak ilerliyor, kimi de hız göstergesini kameraya tutarak yüzlerce kilometrelik hızlara ulaşmayı marifet sayıyor.

Peki, bütün bunlar ne için?

Birkaç bin görüntülenme mi?

Üç beş beğeni mi?

Yoksa tanımadığımız insanların yorumlarında kahraman ilan edilmek mi?

Unutmayalım ki trafik, bilgisayar oyunu değil. Yanlış yaptığınızda yeniden başlama şansınız yok.

187 kilometre hızla ilerleyen bir araçta yapılacak küçücük bir hata, yalnızca sürücünün değil, hiçbir şeyden habersiz başka insanların da hayatını karartabilir.

ASIL MESELE SADECE HIZ YAPMAK DEĞİL!

Bu olayda beni asıl düşündüren, tehlikeli sürüşün sosyal medya aracılığıyla normalleştirilmesi.

Çünkü bir görüntüyü paylaşmak, bazen o davranışın daha fazla insana ulaşmasına ve taklit edilmesine neden olabilir.

Özellikle gençler arasında yüksek hız, tehlikeli sollama ve trafik kurallarını hiçe sayma gibi davranışların cesaret göstergesi olarak sunulması son derece düşündürücü.

Oysa cesaret, 187 kilometre hız yapmak değildir.

Asıl cesaret, elinizin altında bu kadar güç varken kurallara uyabilmektir.

Bir insanın kendisini tehlikeye atması bile başlı başına ciddi bir sorunken, başkalarının yaşam hakkını riske atması asla hafife alınamaz.

PEKİ, GÖRÜNTÜYÜ ÇEKEN VE ARACI KULLANAN NEREDE?

Olayın bir başka önemli boyutu da burada karşımıza çıkıyor.

Paylaşımı yapan kişiye 25 bin lira ceza kesildiğini öğrendik.

Peki, görüntülerdeki otomobili gerçekten kim kullanıyordu?

O hız hangi yolda yapıldı?

Sürücü hakkında herhangi bir işlem başlatıldı mı?

Bu soruların da yanıt bulması gerekiyor.

Çünkü trafik güvenliğinde yalnızca görüntüleri yayanların değil, kural ihlalini gerçekleştirenlerin de sorumluluğunun ortaya konulması büyük önem taşıyor.

Elbette tehlikeli davranışları özendiren paylaşımların bir yaptırımı olmalı. Ancak benzer olaylarda cezaların hukuki dayanaklarının açıkça anlatılması ve uygulamanın herkese eşit biçimde yapılması da kamuoyunun güveni açısından önemli.

SOSYAL MEDYADA HER PAYLAŞIM MASUM DEĞİLDİR!

Günümüzde bir videoyu paylaşmak yalnızca birkaç saniye sürüyor.

Fakat o görüntünün kimleri etkileyebileceğini, kimin tarafından örnek alınabileceğini çoğu zaman düşünmüyoruz.

Bir genç izlediği görüntüyü taklit etmek isteyebilir. Bir başkası yüksek hız yapmayı üstünlük göstergesi olarak görebilir.

İşte bu nedenle sosyal medya kullanıcılarının da sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerekiyor.

Her gördüğümüzü paylaşmak zorunda değiliz.

Her tehlikeli hareketi gündeme taşımak, her sorumsuzluğu alkışlamak zorunda hiç değiliz.

25 BİN LİRA CEZA CAYDIRICI OLACAK MI?

Gelelim meselenin en önemli noktasına.

25 bin lira ceza, bu tür paylaşımların önüne geçmeye yeter mi?

Bunun yanıtını zaman gösterecek.

Ancak bana göre sorunun çözümü yalnızca para cezalarından geçmiyor.

Trafik eğitiminin küçük yaşlardan itibaren güçlendirilmesi, denetimlerin artırılması ve sosyal medyada tehlikeli davranışların bir başarı hikâyesi gibi sunulmasının önüne geçilmesi gerekiyor.

Çünkü mesele yalnızca kurallara uymak değil, insan hayatına saygı duymaktır.

Bugün İzmir'de yaşanan bu olay, hepimiz için önemli bir uyarı niteliğinde.

Direksiyon başında yapılan bir hata hayat alabilir. Sosyal medyada alkışlanan bir hata ise başka insanları aynı tehlikeye sürükleyebilir.

Ve unutmayalım...

187 kilometre hızla gitmek marifet değildir. Asıl marifet, sağ salim evine dönebilmektir.

Çünkü hiçbir beğeni, hiçbir görüntülenme ve hiçbir sosyal medya paylaşımı bir insanın hayatından daha değerli değildir.