İstanbul'un Arnavutköy ilçesinde yaşanan korkunç kazanın ayrıntılarını okurken insanın içi parçalanıyor.
Bir otomobil viraja giriyor. Direksiyon hâkimiyeti kayboluyor. Karşı yönden gelen bir ata çarpıyor. Çarpışmanın şiddetiyle zavallı hayvanın bacağı kopuyor, bedeni yaklaşık 10 metre savruluyor.
Bir can, birkaç saniye içerisinde yok oluyor.
Üstelik facia bununla da bitmiyor. O korkunç anlara tanıklık eden başka bir at paniğe kapılarak üzerindeki biniciyi yere fırlatıyor. Sonuçta üç insan yaralanıyor, bir hayvan hayatını kaybediyor.
İnsan hayatının ne kadar kıymetli olduğunu hepimiz biliyoruz. Yaralıların sağlık durumlarının iyi olması elbette sevindirici.
Peki ya ölen at?
Onun ardından kim üzülecek? Onun yaşama hakkını kim savunacak? Bir trafik kazasının bilançosu açıklanırken hayvanın ölümü neden çoğu zaman yalnızca birkaç kelimeyle geçiştirilecek?
Haberlerde sık sık aynı ifadeyi görüyoruz:
"Üç kişi yaralandı, bir at telef oldu."
Oysa o at da nefes alıyordu. O da korkuyu hissediyordu. O da acı çekebilen bir canlıydı.
İnsan yaralandığında ambulans geliyor, hastaneye kaldırılıyor, tedavi altına alınıyor. Elbette olması gereken de bu.
Ama bir hayvan öldüğünde çoğu zaman geriye yalnızca olay yeri fotoğrafları ve birkaç satırlık haber kalıyor.
İşte asıl sorgulamamız gereken meselelerden biri de bu.
Bir canın değerini yalnızca insan olup olmadığına göre mi belirleyeceğiz?
Hayvanların yaşam hakkı, insanların sorumluluklarından bağımsız düşünülemez. Çünkü bu dünyada yalnız değiliz.
Kazanın nasıl meydana geldiğine ilişkin aktarılan ilk bilgiler, otomobilin köprü üzerindeki virajda kontrolden çıktığını gösteriyor.
Ancak şu soruların da yanıtlanması gerekiyor:
Araç viraja hangi hızla girdi? Yolun fiziki koşulları yeterince güvenli miydi? Görüş mesafesi nasıldı? Bölgede atlı geçişler için gerekli önlemler alınmış mıydı?
Bunların yanıtını yapılacak incelemeler ortaya koyacak.
Elbette henüz kusur tespiti yapılmadan herhangi bir kişiyi suçlamak doğru değil.
Fakat bu kaza, trafikteki en temel gerçeği bir kez daha hatırlatıyor:
Direksiyon başında yapılan bir hata, bazen geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabiliyor.
Virajlar, dar yollar, köprüler ve görüş açısının sınırlı olduğu bölgeler çok daha fazla dikkat gerektiriyor.
Bir anlık kontrol kaybının bedelini bazen insanlar, bazen de kendisini koruma şansı bulunmayan hayvanlar ödüyor.
Bu kazanın en sarsıcı ayrıntılarından biri de ikinci atın yaşadığı panik.
Önünde meydana gelen çarpışma karşısında ürken hayvan, üzerindeki biniciyi yere fırlatıyor.
Çünkü hayvanlar da korkuyor.
Ani gürültüler, şiddetli darbeler ve beklenmedik tehlikeler karşısında onlar da içgüdüsel tepkiler veriyor.
Biz bazen onları yalnızca taşıt, binek ya da sahip olunan bir varlık olarak görüyoruz. Oysa onların da korkuları ve yaşamlarını sürdürme içgüdüleri var.
Bunu unuttuğumuz anda, insan olmanın beraberinde getirdiği sorumluluğu da unutmuş oluyoruz.
Türkiye'de trafik güvenliğini konuşurken genellikle otomobilleri, motosikletleri, yayaları ve ağır vasıtaları gündeme getiriyoruz.
Peki, hayvanları ne kadar düşünüyoruz?
Özellikle kırsal bölgelerle yerleşim alanlarının kesiştiği yollarda hayvanlarla araçların karşılaşması ihtimali göz ardı edilmemeli.
Gerekli uyarı levhaları, uygun hız sınırları, yeterli görüş mesafesi ve yol güvenliği önlemleri yalnızca insanların değil, hayvanların da hayatını koruyabilir.
At binicilerinin de kullandıkları güzergâhlarda trafik güvenliğini gözetmesi büyük önem taşıyor.
Yolları güvenli hâle getirmek yalnızca sürücülerin değil, ilgili kurumların ve yolu kullanan herkesin ortak sorumluluğudur.
Önemli olan, bir facia yaşandıktan sonra üzülmek değil, facia yaşanmadan önce gerekli tedbirleri almaktır.
Belki de bu kazanın en acı tarafı, ölen hayvanın kendisini savunma imkânının olmamasıydı.
Ne yaşadığı acıyı anlatabildi ne de başına gelenleri sorgulayabildi.
Şimdi geriye bir trafik kazası haberi kaldı.
Üç yaralı...
Ağır hasar gören bir otomobil...
Ve hayatını kaybeden bir at...
Yarın başka haberler okuyacağız. Başka kazalar, başka acılar gündeme gelecek. Arnavutköy'deki bu olay da zamanla unutulacak.
Ama unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek var:
Yaşam hakkı yalnızca insanlara ait değildir.
Bir hayvanın ölümünü sıradanlaştırdığımız gün, merhametimizin de bir parçasını kaybederiz.
Ben bu kazaya yalnızca bir trafik olayı olarak bakamıyorum.
Ortada üç insanın yaralandığı, bir hayvanın yaşamını yitirdiği korkunç bir tablo var.
Dileğim, yaralıların bir an önce sağlıklarına kavuşması ve kazanın bütün yönleriyle aydınlatılması.
Ancak bir dileğim daha var:
Hayvanların yaşam hakkının da en az trafik güvenliği kadar ciddiye alınması.
Çünkü bir canın değeri, öldükten sonra kaç satır haber olduğuyla ölçülemez.
Ve unutmayalım...
O virajda yalnızca bir otomobil kontrolden çıkmadı. Bir can hayattan koptu. Bize düşen, o canı yalnızca bir kaza bilançosunun rakamı olarak görmemek.