Adana’da yaşanan bir olay, ilk bakışta sıradan bir kaçırılma vakası gibi görünse de perde arkasındaki gerçekler ortaya çıktığında insanı düşündüren bambaşka bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Bir adam zorla otomobilin bagajına konuluyor, çevredeki vatandaşlar yaşananları cep telefonu kamerasıyla kaydediyor, polis harekete geçiyor. Ancak olayın ayrıntıları ortaya çıktığında karşımıza yabancıların gerçekleştirdiği bir kaçırma değil, bir ailenin kendi içinde yaşadığı oldukça düşündürücü bir mesele çıkıyor.
Olayın kahramanı 33 yaşındaki N.Y. Borçları nedeniyle bir süredir evine gitmek istemiyor. Belki ailesiyle yüzleşmekten çekiniyor, belki içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılardan uzaklaşmaya çalışıyor. Bunun gerçek nedenini kendisinden dinlemeden bilemeyiz. Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Babası, kardeşi ve kuzeni, yolda karşılaştıkları N.Y.’yi zorla otomobilin bagajına koyarak eve götürüyor.
İşte tam da burada insanın aklına şu soru geliyor: Bir insanı ailesine döndürmenin yolu gerçekten onu otomobilin bagajına koymak mıdır?
Baba 61 yaşında, oğul 33 yaşında. Ortada çocuk denilemeyecek, kendi kararlarını verebilecek yetişkin bir insan var. Borcu olabilir, hatalar yapmış olabilir, ailesinden uzaklaşmış olabilir. Ancak hiçbir gerekçe, bir insanın iradesi dışında zorla bir yere götürülmesini normalleştiremez.
Elbette bir babanın evladından haber almak istemesini, onun geleceği için kaygılanmasını anlamak mümkün. Evladının borç batağında olmasından endişe duyan bir ailenin çaresizliği de anlaşılabilir. Fakat kaygı ile baskı, sahip çıkmak ile zor kullanmak arasındaki çizgiyi unutmamak gerekiyor.
Üstelik bu olay yalnızca aile ilişkilerini değil, toplumumuzun ekonomik sıkıntılar karşısındaki tutumunu da sorgulatıyor.
Borç meselesi bazen yalnızca cüzdanları değil, insan ilişkilerini de etkiliyor. İnsanlar maddi sorunlarını ailelerine anlatmaktan çekinebiliyor. Başarısız görünme korkusu, hesap verme endişesi ya da karşılaşılabilecek tepkiler, kişileri en yakınlarından bile uzaklaştırabiliyor.
Adana’daki olayda N.Y.’nin neden eve gitmek istemediğine ilişkin aktarılan gerekçe borçları. Ancak bu borçların nasıl oluştuğunu, aile içinde daha önce neler yaşandığını bilmiyoruz. Dolayısıyla kimseyi peşinen suçlamak ya da haklı çıkarmak doğru olmaz.
Ama ortada tartışılması gereken önemli bir gerçek bulunuyor.
Biz toplum olarak bazen aile olmayı, birbirimizin hayatına sınırsız müdahale etme hakkı gibi görebiliyoruz. Anne babaların evlatları üzerindeki sorumluluğu, evlatlar yetişkin olduktan sonra da devam eden bir sahiplenme duygusuna dönüşebiliyor. Ne var ki sevgi, karşı tarafın özgürlüğünü ortadan kaldırdığında artık başka bir tartışmanın kapısı aralanıyor.
Bir babanın oğlunu merak etmesi başka, oğlunu zorla bagaja koyarak eve götürmesi bambaşka bir şeydir.
Olayın belki de en dikkat çekici ayrıntısı, N.Y.’nin kendisini zorla götüren ailesinden şikâyetçi olmaması.
Bu durum aile içinde yaşananların çözüldüğü anlamına mı geliyor? Yoksa N.Y., yaşananlara rağmen ailesinin adli bir süreçle karşı karşıya kalmasını mı istemedi? Bunu da bilmiyoruz.
Ancak şikâyetçi olunmaması, yaşananların sorgulanmasına engel değil. Nitekim polis ekipleri olayın ardından baba, kardeş ve kuzeni yakaladı; üç kişi hakkında adli işlem yapıldı.
Burada üzerinde durmamız gereken bir başka konu da toplumsal duyarlılık.
Bir insanın zorla otomobilin bagajına konulduğunu gören vatandaşların olayı kaydetmesi ve görüntülerin ortaya çıkmasının ardından polisin harekete geçmesi, yaşananların aydınlatılmasında önemli rol oynadı. Çünkü görüntülere ilk bakıldığında kimsenin bunun aile üyeleri arasında yaşanan bir olay olduğunu bilmesi mümkün değildi.
Sonuçta karşımızda bir baba, bir oğul, bir kardeş ve bir kuzen var. Aynı ailenin bireyleri, ancak çözemedikleri bir mesele nedeniyle polislik olmuşlar.
Belki de bu olaydan çıkarılacak en önemli ders şu:
Aile olmak, bir insanı ne pahasına olursa olsun eve getirmek değil, o insanın neden eve gelmek istemediğini anlayabilmektir.
Borçlar ödenebilir, maddi sıkıntılar zamanla aşılabilir, kırgınlıklar konuşularak giderilebilir. Fakat zor kullanılarak kurulan iletişim, aile içinde çok daha derin yaralar açabilir.
Adana’da bir adam otomobilin bagajına konularak eve götürüldü. Olayın kaçırılma sanılan yönü aydınlatıldı, gerçek ortaya çıktı.
Ama geriye cevabı hâlâ önemli olan bir soru kaldı:
Bir insan kendi evine gitmek istemiyorsa, onu zorla eve götürmek yerine neden gitmek istemediğini sormak daha doğru olmaz mıydı?
Çünkü bazen mesele bir insanın eve dönmesi değil, o evin kapısından neden uzak durduğudur.