Trafikte yaşanan bir tartışma, bir anda korku dolu anlara dönüşebiliyor. İstanbul Sarıyer'de yaşanan son olay ise artık trafikte ne kadar büyük bir tahammülsüzlükle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha gözler önüne serdi. Bir tarafta öfkesine yenik düşen bir sürücü, diğer tarafta korkudan çığlık atan bir kadın ve çocuk... Peki, biz ne zaman bu kadar öfkeli bir toplum olduk?
İstanbul'un Sarıyer ilçesinde 11 Ekim'de yaşanan olayın görüntülerini izleyen herkesin kendisine sorması gereken bir soru var:
Bir insan, trafikte yaşadığı ne tür bir anlaşmazlık yüzünden başka bir insana böylesine korku dolu anlar yaşatabilir?
Bir sürücü aracından iniyor, başka bir araca saldırıyor. Aracın içerisinde bir kadın ve çocuk var. Çığlıklar yükseliyor, korku büyüyor.
O anları yaşayan kadının ve çocuğun hissettiklerini düşünmek bile insanın içini acıtıyor.
Hele bir çocuğun gözleri önünde yaşanan bu saldırganlık…
O çocuk belki de uzun süre bir araca bindiğinde aynı korkuyu yaşayacak. Belki trafikte duran bir otomobil gördüğünde endişelenecek.
Peki, bütün bunların hesabını kim verecek?
DİREKSİYON BAŞINA GEÇİNCE NE DEĞİŞİYOR?
Ne yazık ki son yıllarda trafikte sabırsızlık, tahammülsüzlük ve saldırganlık giderek daha fazla karşımıza çıkıyor.
Bir korna çalınıyor, kavga başlıyor.
Bir araç yol vermiyor, hakaretler havada uçuşuyor.
Bir sürücü hata yapıyor, diğeri kendisini hâkim yerine koyuyor.
Sanki direksiyon başına oturunca herkesin birbirine üstünlük kurma hakkı doğuyor!
Oysa trafik, kimsenin güç gösterisi yapacağı bir alan değildir.
Trafikte herkes eşittir. Herkesin canı kıymetlidir. Herkesin evine sağ salim dönmeye hakkı vardır.
Kimsenin öfkesi, bir başkasının huzurundan ve güvenliğinden daha değerli değildir.
180 BİN LİRA CEZA YETERLİ Mİ?
Sarıyer'deki olayın ardından sürücünün yakalanması ve kendisine 180 bin lira idari para cezası uygulanması önemli bir gelişme.
Ayrıca sürücünün ehliyetine 60 gün süreyle el konulması ve aracının 60 gün trafikten men edilmesi de alınan diğer yaptırımlar arasında.
Şüphelinin tehdit, hakaret ve mala zarar verme suçlarından adli makamlara sevk edilmesi ise olayın yalnızca trafik cezasıyla sınırlı kalmadığını gösteriyor.
Ancak burada asıl düşünmemiz gereken mesele şu:
Bir çocuğun yaşadığı korkunun para karşılığı olabilir mi?
Elbette cezalar caydırıcı olmalıdır.
Hatta trafikte başka insanların hayatını tehlikeye atan, araçlara saldıran ve vatandaşlara korku yaşatan kişilere yönelik yaptırımların kararlılıkla uygulanması gerekir.
Ama sadece para cezası kesmekle bu toplumsal sorun ortadan kalkar mı?
Bence kalkmaz.
Çünkü mesele yalnızca trafik kurallarını bilmemek değil, insanlara saygı duymayı da unutmaktır.
BUGÜN İSTANBUL'DA, YARIN BAŞKA BİR ŞEHİRDE!
Bu olaya yalnızca İstanbul'da yaşanmış bir trafik saldırısı olarak bakmamak gerekiyor.
Bugün Sarıyer'de yaşanan bu korku, yarın Balıkesir'de, Bursa'da, İzmir'de ya da ülkemizin herhangi bir şehrinde yaşanabilir.
Hepimiz her gün aynı yolları kullanıyoruz.
İşe gidiyoruz, çocuklarımızı okula götürüyoruz, ailemizle seyahat ediyoruz.
Kimimiz hastaneye yetişmeye çalışıyor, kimimiz yorgun bir iş gününün ardından evine dönmek istiyor.
Kimsenin karşısındaki sürücünün hangi sıkıntılarla mücadele ettiğini bilmesi mümkün değil.
Bu yüzden bazen bir adım geri çekilmek, bazen yol vermek, bazen de duymazdan gelmek korkaklık değildir.
Tam tersine, olgunluktur.
ASIL GÜÇ ÖFKENİ KONTROL EDEBİLMEKTİR
Bir aracın kapısını yumruklamak, bir sürücüye bağırmak, trafikte tehditler savurmak kimseyi güçlü yapmaz.
Güçlü insan, sinirlendiğinde kendisini kontrol edebilen insandır.
Haklı bile olsanız, öfkeyle yaptığınız yanlış bir hareket sizi haksız duruma düşürebilir.
Bazen birkaç saniyelik öfke, yıllarca unutulmayacak acılara neden olabilir.
Trafikte bir tartışmaya girmeden önce şu soruyu sormak gerek:
Değer mi?
Bir yol verme tartışması için değer mi?
Birkaç saniye erken gitmek için değer mi?
Bir çocuğu korkutmaya, bir aileyi tedirgin etmeye, insanların hayatını tehlikeye atmaya değer mi?
Elbette değmez!
O ÇOCUĞUN ÇIĞLIĞI HEPİMİZE DERS OLSUN
Sarıyer'de yaşanan olayın görüntülerinde duyulan korku dolu çığlıklar, aslında hepimize önemli bir mesaj veriyor.
Artık trafikte öfkeye, zorbalığa ve saldırganlığa karşı daha güçlü bir toplumsal bilinç oluşturmak zorundayız.
Çocuklarımıza yalnızca trafik ışıklarının anlamını değil, trafikte saygılı olmayı da öğretmeliyiz.
Ehliyet sahibi olmanın yalnızca araç kullanabilmek anlamına gelmediğini, aynı zamanda büyük bir sorumluluk taşıdığını unutmamalıyız.
Yetkililer denetimleri sürdürmeli, vatandaşlar ise bu tür saldırgan davranışları normalleştirmemeli.
Çünkü bugün sessiz kaldığımız bir saldırganlık, yarın bizim ya da sevdiklerimizin karşısına çıkabilir.
Son sözüm ise trafikte öfkesini kontrol edemeyenlere…
Direksiyon başında olmanız size kimsenin hayatına müdahale etme hakkı vermez. Yol sizin olabilir ama hayat yalnızca sizin değil!
Unutmayın, trafikte en büyük marifet hızlı gitmek, yol kapmak ya da başkasına üstünlük sağlamak değildir.
Asıl marifet, kimseyi korkutmadan, kimsenin canını tehlikeye atmadan ve insanlığımızı kaybetmeden evimize dönebilmektir.
Ve unutmayalım…
Bir çocuğun çığlığının duyulduğu yerde, kimse kendisini haklı ilan edemez!