İzmir’in Konak ilçesinde yaşanan bir olay, toplum olarak üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir gerçeği bir kez daha gözler önüne serdi. Alsancak Tren İstasyonu’nda iki kişi, hareket halindeki bir trenin önünü keserek içeri girmek istedi. Makinist, güvenlik kuralları gereği bu kişileri trene almayınca olanlar oldu. İstediklerini elde edemeyen iki kişi, treni taşlayarak olay yerinden uzaklaştı.

Şimdi insan sormadan edemiyor: Bu nasıl bir düşünce yapısıdır? Bu nasıl bir sorumsuzluktur?

Bir insan, yalnızca trene binemediği için başkalarının hayatını tehlikeye atmayı nasıl göze alabilir? Üstelik bunu yaparken kendi can güvenliğini de hiçe sayarak...

Demiryolları şakaya gelmez. Tonlarca ağırlıktaki bir tren, bir otomobil gibi aniden duramaz. Raylara çıkmak, hareket halindeki bir trenin önünü kesmek, sadece kural ihlali değil, ölümle sonuçlanabilecek büyük bir tehlikedir.

Bunu anlamak için uzman olmaya gerek yok. Biraz akıl, biraz dikkat, biraz da başkalarının hayatına saygı yeterli.

Ama ne yazık ki bazı insanlar için kuralların hiçbir önemi kalmamış gibi görünüyor. Herkes kendi istediğinin yapılmasını bekliyor. Olmadığında ise öfke devreye giriyor.

Trene yetişemedin mi? Bir sonrakini beklersin. Kapılar kapandı mı? Kurallara uyarsın. Makinist seni içeri almadı mı? Bunun bir güvenlik gerekçesi olduğunu kabul edersin.

Ama hayır!

Hem hareket halindeki trenin önünü keseceksin hem de içeri alınmayınca taş atacaksın. Üstelik bütün bunları insanların gözü önünde yapacaksın.

Peki ya attığın taş trenin camını kırıp bir yolcuya isabet etseydi? Ya makinistin dikkati dağılsaydı? Ya yaşananlar çok daha büyük bir faciaya dönüşseydi?

İşte asıl düşünülmesi gereken nokta burası.

O trenin içinde evine dönmek isteyen bir anne, okuldan çıkan bir öğrenci, işten yorgun argın gelen bir baba olabilir. Hiçbirinin, iki kişinin öfkesinin bedelini ödemek gibi bir zorunluluğu yok.

Ne yazık ki artık benzer manzaralara hayatın pek çok alanında rastlıyoruz. Trafikte yol vermedi diye saldıranlar, hastanede sağlık çalışanına bağıranlar, toplu taşımada görevliye hakaret edenler, istediği olmayınca çevresine zarar verenler...

Sanki herkes kendi kuralını koyma yarışına girmiş durumda.

Oysa toplum olmak, yalnızca aynı şehirde yaşamak değildir. Birbirimizin haklarına saygı göstermek, ortak kurallara uymak ve kendi davranışlarımızın başkaları üzerindeki sonuçlarını düşünmektir.

Alsancak'ta yaşanan olayda makinist görevini yapmış, güvenlik kurallarını uygulamış. Asıl sorgulanması gereken, bu kurallara uymak yerine şiddete başvuran anlayıştır.

Polis ekiplerinin olayın ardından şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattığı bildirildi. Elbette olayın bütün yönleriyle araştırılması, sorumluların belirlenmesi ve gerekli hukuki işlemlerin yapılması gerekiyor.

Çünkü bu tür olayların sıradanlaşmasına izin verilmemeli.

Bugün bir trenin önünü kesen, yarın bir otobüsün yolunu kapatabilir. Bugün bir trene taş atan, başka bir gün çok daha tehlikeli bir davranışta bulunabilir.

Toplum olarak artık şunu anlamamız gerekiyor: Hiç kimsenin öfkesi, başkasının can güvenliğinden daha değerli değildir.

Bir yere yetişmek zorunda olabilirsiniz. Acele edebilirsiniz. Hatta haksızlığa uğradığınızı da düşünebilirsiniz. Ancak bunların hiçbiri size kamu malına zarar verme ya da insanların hayatını tehlikeye atma hakkı tanımaz.

İzmir'deki olayda sevindirici olan, ilk bilgilere göre bir facianın yaşanmamış olması. Ama her olayın sonunda bu kadar şanslı olunmayabiliriz.

Ve unutmayalım ki medeniyet, yalnızca yapılan yollarla, istasyonlarla, hızlı trenlerle ölçülmez. O yolları ve trenleri kullanan insanların kurallara gösterdiği saygıyla da ölçülür.

Bir tren kaçabilir, bir sefer kaçırılabilir, bir yere geç kalınabilir. Ama kaybedilen bir insan hayatının telafisi yoktur.

Bazen insanın aklına tek bir soru geliyor:

Gerçekten bu kadar mı zor, biraz saygılı ve sorumlu davranmak?