İstanbul Maltepe’de 7 katlı bir binanın kısmen çökmesi, Türkiye’nin yıllardır yüzleşmek zorunda kaldığı acı bir gerçeği yeniden gözler önüne serdi. Enkaz altında kalan insanlar, umutla bekleyen aileler ve zamana karşı yarışan kurtarma ekipleri… Bir kez daha aynı görüntüler, aynı korkular ve aynı sorularla karşı karşıyayız. Peki, bir binanın güvenli olup olmadığını anlamak için mutlaka deprem yaşanması mı gerekiyor?
Türkiye bir deprem ülkesi. Bunu biliyoruz, söylüyoruz, her büyük felaketin ardından tekrar ediyoruz. Ancak yaşananlardan ne kadar ders çıkarıyoruz? Deprem olmadan çöken binalar, aslında tehlikenin yalnızca yerin sarsılmasıyla başlamadığını gösteriyor.
Maltepe'deki olayda 14 kişinin göçük altında kaldığı, 10 kişinin sağ kurtarıldığı, bir kişinin hayatını kaybettiği ve üç kişi için arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü açıklandı. Bu satırları yazarken aklımızda yalnızca rakamlar değil, o rakamların arkasındaki hayatlar var. Çünkü göçük altında kalan her insanın bir ailesi, bir hikâyesi, yarım kalan hayalleri bulunuyor.
Sabah evinden çıkıp işe gitmeyi planlayan bir baba, okuluna hazırlanacak bir çocuk, mutfağında kahvaltı hazırlayan bir anne… Hiç kimse yaşadığı evin bir anda enkaza dönüşebileceğini düşünmek istemez. İnsan evine sığınır, orada kendini güvende hisseder. Ancak bazen en güvenli olduğunu düşündüğümüz yer, en büyük korkumuzun yaşandığı yer olabiliyor.
Bir binanın çökmesi için mutlaka büyük bir depremin meydana gelmesi gerekmiyor. Taşıyıcı sistemlerdeki sorunlar, yanlış müdahaleler, zemin kaynaklı problemler ve yıllar içinde ortaya çıkan yapısal hasarlar da ciddi riskler oluşturabiliyor. Elbette Maltepe'deki çökmenin kesin nedenini yapılacak teknik incelemeler ortaya koyacak. Ancak olayın kendisi bile yapı güvenliğinin ne kadar hayati olduğunu hatırlatmaya yetiyor.
Yıllardır kentlerimiz büyüyor, apartmanlar yükseliyor, mahalleler değişiyor. Eski binaların dış cepheleri yenileniyor, daireler modernleştiriliyor, sokaklar güzelleştiriliyor. Peki, bütün bu değişimin arasında binaların taşıyıcı sistemlerini ne kadar önemsiyoruz? Bir apartmanın dışarıdan sağlam görünmesi, gerçekten güvenli olduğu anlamına geliyor mu?
Asıl tartışmamız gereken mesele tam da burada başlıyor.
Bir binanın ayakta duruyor olması, onun her koşulda güvenli olduğunu kanıtlamaz. Özellikle eski yapıların uzmanlar tarafından değerlendirilmesi, gerekli incelemelerin yapılması ve tespit edilen risklerin zamanında giderilmesi gerekiyor. Çünkü ihmal edilen her tehlike, bir gün telafisi mümkün olmayan sonuçlara dönüşebilir.
Her felaketin ardından arama kurtarma ekiplerinin mücadelesini izliyoruz. Enkazın altından sağ çıkarılan bir insan için sevinirken kaybettiğimiz canların acısını yaşıyoruz. Oysa gerçek başarı, yalnızca enkaz altından insan kurtarmak değil, o enkazın oluşmasını önleyebilmektir.
Deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülkede yapı güvenliği gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası olmalı. Denetimler yalnızca kâğıt üzerinde kalmamalı, vatandaşlar yaşadıkları binaların durumunu öğrenebilmeli, gerekli güçlendirme ve yenileme çalışmaları ertelenmemeli.
Çünkü mesele sadece beton, demir ya da mühendislik hesaplarından ibaret değil. Mesele insan hayatı. Mesele bir çocuğun gece yatağına korkmadan uzanabilmesi, bir annenin evinde huzurla yaşayabilmesi, bir ailenin sabaha güven içinde uyanabilmesi.
Bugün Maltepe'de yaşananlara üzülüyoruz. Yarın başka bir yerde benzer görüntülerle karşılaşmamak için artık yalnızca üzülmekle yetinmemeliyiz.
Her çökme olayının ardından sorumluların ve nedenlerin ortaya çıkarılması elbette önemli. Ancak daha da önemlisi, tehlikeler can kaybına yol açmadan önlem alabilmek.
Unutmayalım ki enkaz altında kalan yalnızca insanlar değildir. Bazen güven duygumuz, bazen umutlarımız, bazen de yıllardır ertelenen sorumluluklarımız o beton yığınlarının altında kalır.
Artık felaketlerden sonra aynı cümleleri kurmak yerine, felaketler yaşanmadan harekete geçmek zorundayız.
Çünkü bir binanın yıkılması saniyeler sürebilir ama o enkazın altında kaybedilen bir hayatı geri getirmek mümkün değildir.
Ve kendimize şu soruyu sormanın zamanı çoktan geldi:
Daha kaç bina çökecek, daha kaç insan enkaz altında kalacak ki güvenli yapıların önemini gerçekten anlayalım?