Bir kadın daha öldürüldü.

Bir genç kız daha hayallerini gerçekleştiremeden, yaşayacağı yılları göremeden hayattan koparıldı.

Adı Gökçe Alkan…

Henüz 18 yaşındaydı.

Bursa'nın Karacabey ilçesinde, hayatının belki de en güzel yıllarını yaşaması gereken bir genç kız, tartıştığı erkek arkadaşı tarafından öldürüldü. İddiaya göre 24 yaşındaki Mustafa B., ormanlık alanda çıkan tartışmanın ardından yanında bulunan bıçakla Gökçe'nin boğazını kesti.

Bir insanın boğazını kesmek…

Yazarken bile insanın ellerini titreten, boğazını düğümleyen bir vahşet.

Gökçe'nin hayatı bir otomobilin içinde, karanlık bir ormanda sona erdi.

Peki soruyorum:

Bu kaçıncı kadın cinayeti?

Kaçıncı kez bir genç kızın fotoğrafına bakıp, “Daha çok gençti” diyeceğiz?

Kaçıncı kez “Aralarında tartışma çıktı” cümlesinin ardından bir kadının öldürüldüğünü okuyacağız?

Kaçıncı kez bir annenin feryadı yükselecek?

Kaçıncı baba kızının tabutuna sarılacak?

Kaç kardeş, bir daha dönmeyecek olan ablasının ya da kardeşinin ardından gözyaşı dökecek?

Ve biz kaç kez daha birkaç gün konuşup sonra unutacağız?

Gökçe daha 18 yaşındaydı

18 yaş…

İnsan o yaşta geleceğini düşünür.

Okulunu, mesleğini, arkadaşlarını, seyahat edeceği şehirleri, kuracağı hayatı hayal eder.

Belki Gökçe'nin de hayalleri vardı.

Belki okumak istediği bir bölüm, yapmak istediği bir meslek, görmek istediği şehirler vardı.

Belki annesine verdiği sözler, arkadaşlarıyla yaptığı planlar vardı.

Ama artık hiçbirini gerçekleştiremeyecek.

Çünkü bir erkek, tartışmanın sonunda onun yaşama hakkını elinden aldı.

İşte kadın cinayetlerini anlatırken bazen istatistiklerin, sayıların ve tabloların arasında kaybettiğimiz gerçek tam olarak bu.

Öldürülen her kadın yalnızca bir rakam değildir.

Birinin kızıdır.

Birinin kardeşidir.

Birinin arkadaşıdır.

Bir hayat, bir gelecek, yarım bırakılmış onlarca hayaldir.

Bir kadın daha öldürüldü demek istemiyoruz

Her kadın cinayetinin ardından benzer cümleler kuruluyor:

“Yine bir kadın cinayeti…”

“Bir kadın daha öldürüldü…”

“Genç kadın hayatını kaybetti…”

Bu cümlelere alışmak, belki de başımıza gelebilecek en kötü şeylerden biri.

Çünkü hiçbir insanın öldürülmesi sıradanlaşmamalı.

Hiçbir genç kızın adı, birkaç günlük haber başlığı olarak kalmamalı.

Gökçe'nin ismi de unutulmamalı.

Çünkü bugün Gökçe için sorduğumuz soru, geçmişte öldürülen yüzlerce kadın için de soruldu:

Neden?

Ve ardından bir başka soru geldi:

Bu son olacak mı?

Ne yazık ki yıllardır “son olsun” diyoruz.

Ama son olmuyor.

“Tartıştılar” deyip geçemeyiz

Bir kadın öldürüldüğünde olayları yalnızca “tartışma çıktı” cümlesine sıkıştırmak da gerçeğin büyüklüğünü perdeleyebiliyor.

İnsanlar tartışabilir.

İlişkiler bitebilir.

İki kişi anlaşamayabilir.

Öfkelenebilir, yollarını ayırabilir.

Ancak hiçbir tartışmanın sonunda bir insanın yaşam hakkını elinden almak kabul edilemez.

Hiç kimse, “Benimle olmazsan yaşayamazsın” diyemez.

Hiç kimse sevgi adı altında başka bir insan üzerinde hak sahibi değildir.

Sevgi öldürmez.

Sevgi korkutmaz.

Sevgi bıçağa dönüşmez.

Bir kadının ayrılmak istemesi, tartışması ya da kendi hayatıyla ilgili karar vermesi ölüm gerekçesi olamaz.

Daha kaç genç kız?

Bugün Gökçe'nin adı haberlerde.

Yarın başka bir kadının adı olmasın istiyoruz.

Ama bunun için yalnızca cinayetlerin ardından üzülmek yetmiyor.

Şiddetin ilk işaretinden itibaren ciddiye alınması gerekiyor.

Tehditler, takip, kıskançlık adı altında uygulanan baskı, telefon kontrolü, sosyal çevreden uzaklaştırma ve “Seni kimseye bırakmam” gibi sözler romantikleştirilmemeli.

Çünkü bazen toplumun “kıskanıyor çünkü seviyor” diye geçiştirdiği davranışlar, bir kadının hayatını cehenneme çevirebiliyor.

Gençlere sevginin sahip olmak olmadığını anlatmak gerekiyor.

Ailelerin, eğitim kurumlarının ve toplumun şiddet karşısında susmaması gerekiyor.

Ve en önemlisi, bir kadın “Korkuyorum” dediğinde onu gerçekten dinlemek gerekiyor.

Bu kaçıncı kadın cinayeti?

Gökçe Alkan artık yaşamıyor.

18 yıllık bir hayat, birkaç dakikada sona erdi.

Şimdi geriye bir ailenin tarifi olmayan acısı kaldı.

Bir mezar kaldı.

Yarım kalan hayaller kaldı.

Ve bizim önümüzde yine aynı soru duruyor:

Bu kaçıncı kadın cinayeti?

Belki de asıl sorumuz şu olmalı:

Bir sonraki kadının öldürülmesini engellemek için bugün ne yapıyoruz?

Çünkü her cinayetin ardından “Bir daha olmasın” demek kolay.

Önemli olan, gerçekten bir daha olmaması için mücadele etmek.

Gökçe'nin ardından söylenecek binlerce söz olabilir.

Ama onun artık duyamayacağı bütün o sözlerden daha anlamlı tek bir şey var:

Başka Gökçeler ölmesin.

Bir kadının daha adı, öldürüldükten sonra manşetlere taşınmasın.

Bir annenin daha telefonu gece yarısı acı haberle çalmasın.

Bir baba daha kızının tabutunun başında gözyaşı dökmesin.

Ve bir gün, “Bu kaçıncı kadın cinayeti?” diye sormak zorunda kalmayalım.

Gökçe 18 yaşındaydı. Yaşamalıydı.