Bazen bir şehrin kültürünü anlamak için meydanlarına, tarihi yapılarına ya da caddelerine bakmaya gerek kalmaz. Bir belediye otobüsüne binmek yeterlidir.
Bursa’da şehir içi otobüste kaydedilen görüntüler de bunun küçük ama düşündürücü bir örneği oldu. Bir yolcu ayakkabılarını çıkarmış, ayaklarını karşısındaki koltuğa uzatmış ve sanki kendi evinin salonundaymış gibi yolculuğuna devam etmiş.
Mesele yalnızca bir çift ayakkabının çıkarılması değil.
Mesele, ortak kullanılan bir alanın ne kadar “ortak” olduğunun unutulması.
Toplu taşıma araçları her gün binlerce insanın kullandığı alanlar. Çocuklar oturuyor, yaşlılar oturuyor, işe gidenler, okuldan dönenler, hastaneye yetişmeye çalışanlar aynı koltukları paylaşıyor. Dolayısıyla o koltuk, sadece o an üzerinde kimsenin oturmadığı boş bir alan değildir. Birkaç dakika sonra başka bir vatandaşın oturacağı kamusal bir alandır.
İşte tam da burada bireysel rahatlık ile toplumsal saygı arasındaki sınır ortaya çıkıyor.
Herkes rahat etmek ister. Ancak insanın rahatlığı, başkasının hakkının başladığı yerde biraz geri çekilmek zorundadır. Evimizde ayaklarımızı istediğimiz yere uzatabiliriz. Fakat otobüs, metro, tramvay ya da dolmuş bizim kişisel yaşam alanımız değildir.
Toplu yaşamın bazı yazılı olmayan kuralları vardır.
Yüksek sesle müzik dinlememek, çevreyi kirletmemek, yaşlılara ve ihtiyaç sahiplerine yer vermek, koltuklara ayakkabıyla basmamak, diğer yolcuları rahatsız edecek davranışlardan kaçınmak…
Bunların hiçbiri büyük fedakârlıklar değildir.
Sadece biraz görgü, biraz empati ve biraz da “Benden sonra burayı başka biri kullanacak” düşüncesi gerektirir.
Son yıllarda sosyal medyada toplu taşıma araçlarında yaşanan benzer görüntülere sık sık rastlıyoruz. Koltuğa ayak uzatanlar, yüksek sesle telefonla konuşanlar, çevresindekileri yok sayarak davrananlar…
Belki de asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele şu:
Ne zaman bu kadar birbirimizi görmez olduk?
Çünkü medeniyet sadece büyük projelerle, modern araçlarla veya yeni yollarla ölçülmez. Medeniyet biraz da bir otobüs koltuğuna nasıl davrandığımızdır.
Bursa’daki görüntü belki birkaç saniyelik bir cep telefonu kaydıydı. Ancak bize önemli bir şeyi yeniden hatırlattı:
Toplum içinde yaşamak, yalnızca aynı şehirde bulunmak değildir.
Birbirimizin alanına saygı göstermeyi de bilmektir.
Ve evet…
Otobüs koltuğu, evdeki kanepe değildir.