Adıyaman’dan gelen haber, birkaç satırda okunup geçilecek türden değil.
İki kuzen… İkisi de 16 yaşında… Oturup “Doğruluk mu, cesaret mi?” oynuyorlar. Normal şartlarda birkaç sorunun sorulacağı, biraz gülünüp eğlenileceği bir oyun. Ancak oyun bir anda kavgaya, kavga ise bıçakların çekildiği bir şiddet olayına dönüşüyor.
Biri sırtından ve kolundan, diğeri elinden yaralanıyor.
Neyse ki hastaneye kaldırılan iki çocuğun da sağlık durumlarının iyi olduğu belirtiliyor. Fakat burada asıl üzerinde düşünmemiz gereken soru şu:
16 yaşındaki iki çocuk, bir oyun sırasında nasıl oluyor da birbirine bıçak çekebilecek noktaya geliyor?
Mesele “Doğruluk mu, cesaret mi?” değil
Bu olayın ardından bütün suçu oynanan oyuna yüklemek kolaycılık olur.
“Bu oyun tehlikeliymiş” deyip meseleyi kapatamayız.
Çünkü burada konuşmamız gereken asıl mesele, gençlerin öfkelendiğinde nasıl tepki verdiği. Tartışmanın neden bu kadar kısa sürede fiziksel şiddete dönüştüğü. Daha da önemlisi, çocukların elinin altında neden bıçak bulunduğu.
Bir söz, bir meydan okuma ya da bir tartışma…
Bunların hiçbiri bıçağın gerekçesi olamaz.
Gençlere tam da bunu anlatmak zorundayız.
Şiddet, gençler arasında sıradanlaşmamalı
Son yıllarda gençler arasında yaşanan tartışmaların zaman zaman çok hızlı biçimde kavgaya dönüştüğünü görüyoruz.
Okul çıkışında…
Sokakta…
Sosyal medyada başlayan bir tartışmanın ardından…
Hatta bu olayda olduğu gibi bir oyun sırasında bile…
Sorun şu ki bazı gençlerin dünyasında kavga etmek, tehdit etmek ya da kesici alet taşımak giderek “kendini savunmanın” veya “güçlü görünmenin” bir yöntemi gibi algılanabiliyor.
İşte en büyük tehlike burada başlıyor.
Çünkü şiddet bir kez normalleştiğinde, insanın karşısındaki kişinin kardeşi, arkadaşı ya da kuzeni olması bile sonucu değiştirmeyebiliyor.
Adıyaman’daki olayda birbirine bıçak çekenlerin kuzen olması da bu nedenle ayrıca düşündürücü.
Birkaç saniyelik öfkenin bedeli yıllar sürebilir
İnsan öfkelenebilir.
Tartışabilir.
Kırılabilir.
Hatta karşısındaki kişiye çok kızabilir.
Ama bıçağın çekildiği anda artık tartışmanın geri dönüşü çok zor bir yere gider.
Bir santimetrelik fark bile insan hayatını tamamen değiştirebilir.
Bugün iki gencin sağlık durumunun iyi olduğunu söylüyoruz. Ancak bıçak darbelerinden biri hayati bir noktaya denk gelseydi bugün çok daha ağır bir haber konuşuyor olabilirdik.
Bir çocuk hayatını kaybedebilir, diğer çocuk hayatının geri kalanını bunun yüküyle geçirmek zorunda kalabilirdi.
Üstelik aileler arasındaki bağlar da geri dönülmez biçimde zarar görebilirdi.
Bütün bunlar belki de yalnızca birkaç saniyelik kontrolsüz öfkenin sonucu olacaktı.
Ailelere de büyük görev düşüyor
Bu tür olaylardan sonra çocuklara yalnızca “kavga etmeyin” demek yeterli değil.
Çocuklara öfkelendiklerinde ne yapacaklarını öğretmemiz gerekiyor.
Tartışmadan uzaklaşmayı…
Bir yetişkinden yardım istemeyi…
Hakarete hakaretle karşılık vermemeyi…
Ve en önemlisi, bıçağın bir çözüm değil, telafisi olmayan sonuçların başlangıcı olduğunu anlatmalıyız.
Aileler de çocuklarının yanında kesici alet taşımasını ya da bunu sıradan bir davranış olarak görmesini hafife almamalı.
Çünkü “Bir şey olmaz” denilen bıçak, bir gün çok büyük bir felaketin parçası olabilir.
Oyun biter, sonucu kalır
Adıyaman’daki iki genç açısından bu olay belki zaman içerisinde kötü bir hatıra olarak kalacak.
Umarız öyle olur.
Umarız ikisi de sağlıklarına tamamen kavuşur ve yaşananlardan ciddi bir ders çıkarır.
Ancak toplum olarak bizim de çıkarmamız gereken bir ders var:
Çocuklara yalnızca matematik, fen ya da yabancı dil öğretmek yetmiyor.
Öfkeyle nasıl başa çıkacaklarını da öğretmeliyiz.
Çünkü bazen insanın hayatını kurtaran şey akademik bilgi değil, öfkelendiği anda cebindeki bıçağı çıkarmamak, bir adım geri çekilmek ve oradan uzaklaşmayı bilmektir.
“Doğruluk mu, cesaret mi?” bir oyundur.
Ama gerçek cesaret, öfkelendiğinde bıçağa sarılmak değil; kendini kontrol edebilmektir.