Mersin’in Erdemli ilçesinde yaşanan olay, “köpek saldırısı” denilip geçilecek kadar basit değil.

Sokakta yürüyen Şükrü Erdoğan, sahipli olduğu belirtilen Rottweiler cinsi bir köpeğin saldırısına uğruyor. Ayağından yakalanıyor, yere düşürülüyor, kolundan ve bacağından ısırılıyor. Kanlar içinde kalan bir insan, kendisini kurtaracak kapalı bir alan arıyor.

Daha vahimi ise şu:

Aynı sokaktan biraz önce küçük bir çocuk geçebilirdi.

Erdoğan’ın hastaneden çıktıktan sonra hâlâ düşündüğü şey de kendi yaraları değil, o çocuk.

“Ya köpek ona saldırsaydı?”

İşte üzerinde durmamız gereken soru tam olarak bu.

Köpeğin suçu ne?

Her böyle olaydan sonra tartışma hemen iki kutba ayrılıyor.

Bir taraf “köpekler toplatılsın” diyor, diğer taraf “hayvanların suçu yok” diye karşı çıkıyor.

Oysa asıl mesele başka.

Bir hayvanın bakımını üstleniyorsanız, yalnızca onun önüne mama ve su koymakla sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmuyorsunuz.

O hayvanın başka bir insana zarar vermemesini sağlamak da sizin sorumluluğunuz.

Üstelik söz konusu, son derece güçlü bir köpekse bu sorumluluk çok daha büyük.

Mahalle muhtarının anlattığına göre köpeğin 3 metrelik teli aşabildiği, tasmasını kırabildiği ve mahalle sakinlerinin de durumdan rahatsız olduğu belirtiliyor.

Eğer bunlar biliniyorsa artık ortada “beklenmedik bir olaydan” bahsedilebilir mi?

Tehlike biliniyorsa tedbir de alınmalıydı.

Alınmadıysa bunun adı talihsizlik değil, ihmaldir.

O sokaktan bir çocuk geçseydi?

Olayın en ürpertici tarafı burada başlıyor.

Şükrü Erdoğan yetişkin bir adam.

Kendisini korumaya çalışabiliyor, yüzünü kapatabiliyor, mücadele edebiliyor.

Peki aynı saldırıya 7 yaşında, 10 yaşında bir çocuk uğrasaydı?

Okula giden bir öğrenci olsaydı?

Ekmek almaya çıkan o küçük çocuk birkaç dakika sonra aynı sokağa girseydi?

Bazen facia ile “ucuz atlatıldı” dediğimiz olayların arasında yalnızca birkaç dakika vardır.

Bu kez o birkaç dakika bir çocuğu korumuş olabilir.

Bir sonraki sefer aynı şans olacak mı?

İnsanların duyarsızlığı da düşündürücü

Erdoğan’ın anlattıklarında insanı yaralayan başka bir ayrıntı daha var.

Kanlar içinde, saldırıdan kaçmaya çalışan bir insan bir otomobil sürücüsünden yardım istiyor.

Arabaya binip kendisini kurtarmak istiyor.

Ancak iddiaya göre sürücü durmak yerine uzaklaşıyor.

Bir insan yerde kanlar içindeyken nasıl görmezden gelinir?

Korkabilirsiniz.

Köpeğe yaklaşmaya çekinebilirsiniz.

Ama en azından aracınızın kapısını açabilir, polisi, ambulansı veya belediyeyi arayabilirsiniz.

Toplum olmak tam da böyle anlarda belli olur.

Bir insanın yardım çığlığını duyup yolumuza devam ediyorsak yalnızca sokakların güvenliğini değil, vicdanımızı da tartışmamız gerekir.

Hayvan sevgisi sorumsuzluk değildir

Burada çok önemli bir ayrım yapılmalı.

Bu olay üzerinden bütün köpekleri tehlikeli ilan etmek ne kadar yanlışsa, “hayvan sevgisi” diyerek sorumlulukları görmezden gelmek de o kadar yanlış.

Gerçek hayvan sevgisi sorumluluk ister.

Köpeğiniz güçlüyse uygun koşullarda tutacaksınız.

Kaçabiliyorsa önlemi artıracaksınız.

İnsanlara saldırma riski bulunuyorsa uzman desteği alacaksınız.

Kamusal alana çıkıyorsa gerekli güvenlik tedbirlerini eksiksiz uygulayacaksınız.

Çünkü hayvan sahiplenmek yalnızca sevgi meselesi değildir.

Aynı zamanda hukuki, vicdani ve toplumsal bir sorumluluktur.

Facia yaşandıktan sonra önlem almak yetmez

Türkiye’de ne yazık ki birçok konuda aynı döngüyü yaşıyoruz.

Bir olay meydana geliyor.

Herkes konuşuyor.

Yetkililer harekete geçiyor.

Birkaç gün sonra gündem değişiyor.

Sonra benzer bir olay başka bir şehirde yeniden yaşanıyor.

Oysa güvenlik anlayışı “bir şey olduktan sonra müdahale etmek” değildir.

Asıl başarı, o olayın hiç yaşanmamasını sağlamaktır.

Erdemli’de yaşanan saldırı hepimize yeniden şunu hatırlatmalı:

Bir hayvanın sahibi olmak, onun oluşturabileceği risklerin de sorumluluğunu üstlenmek demektir.

Bugün Şükrü Erdoğan yaralandı.

Yarın aynı sokaktan geçen bir çocuk olabilir.

O zaman “keşke önlem alınsaydı” demenin hiçbir anlamı kalmaz.

Çünkü bazı ihmallerin telafisi hastane koridorlarında yapılabilir.

Bazılarının ise geri dönüşü olmaz.