Bir okul düşünün…
Sabah zilinin çaldığı, öğrencilerin koridorlarda koşturduğu, öğretmenlerin ellerinde kitaplarla sınıflara girdiği sıradan bir okul.
Sonra bir silah sesi…
Ve bütün o sıradanlık, bir anda geri dönülmesi mümkün olmayan bir acıya dönüşüyor.
Osmaniye’nin Çardak köyünde bulunan Farabi Anadolu Lisesi’nde dün yaşanan olay tam olarak böyle bir yara bıraktı. Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Mehmet Bilgili, okul bahçesinde uğradığı silahlı saldırının ardından yaşamını yitirdi. Osmaniye Valiliğinin açıklamasına göre saldırının eğitim-öğretim faaliyetleriyle, okul yönetimiyle ya da öğrencilerle bağlantısı bulunmuyor. Olayın, Bilgili ile yeğeni olan şüpheli arasındaki ailevi ve şahsi bir meseleden kaynaklandığı değerlendiriliyor. Şüpheli ise olayın ardından yakalanarak gözaltına alındı.
Ama burada üzerinde düşünmemiz gereken mesele yalnızca saldırının nedeni değil.
Çünkü olayın gerekçesi ne olursa olsun bir insan hayatını kaybetti. Üstelik olay, çocukların kendilerini en güvende hissetmeleri gereken yerlerden birinin bahçesinde yaşandı.
Çocukların hafızasında o ses kalacak
Yetişkinler yaşananları birkaç gün konuşacak.
Haberler yapılacak, açıklamalar gelecek, soruşturma yürütülecek.
Sonra gündem değişecek.
Peki ya o okulun öğrencileri?
Bazıları belki silah sesini duydu. Bazıları ambulansları gördü. Bazıları öğretmenlerinin bir daha sınıfa girmeyeceğini okul sıralarında öğrendi.
Bir çocuğun dünyasında öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir. Öğretmen bazen güven demektir, bazen yol gösteren bir yetişkin, bazen de geleceğe açılan kapıdır.
O nedenle böylesi bir olayın öğrenciler üzerinde bıraktığı izi küçümsememek gerekiyor.
Nitekim Osmaniye Valiliği de öğrenciler için rehberlik ve psikososyal destek ekiplerinin görevlendirildiğini açıkladı. Bu son derece önemli. Çünkü çocukların yalnızca fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da güvenli bir okul ortamına ihtiyacı var.
Şiddet neden bu kadar kolay hayatımızın içine giriyor?
Asıl sormamız gereken sorulardan biri de bu.
Bir tartışmanın, bir husumetin, bir aile meselesinin sonunda neden silah ortaya çıkıyor?
Neden insanlar konuşmak yerine namluya başvurabiliyor?
Her silahlı olaydan sonra aynı cümleleri kuruyoruz: “Bir anlık öfke”, “aralarında husumet vardı”, “tartışma büyüdü”…
Fakat silahın bulunduğu yerde “bir anlık öfke” bazen ömür boyu sürecek bir acıya dönüşüyor.
Bir insan ölüyor.
Bir aile dağılıyor.
Bir okul öğretmenini kaybediyor.
Onlarca öğrenci hayatları boyunca unutamayacakları bir güne tanıklık ediyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca bireysel öfke kontrolü değildir. Silaha erişimden şiddet kültürüne, aile içindeki çatışmaların çözülme biçiminden toplumsal tahammülsüzlüğe kadar birçok başlığı yeniden konuşmamız gerekiyor.
Okulların kapısından şiddet girmemeli
Okulların çevresine daha yüksek duvarlar örmek tek başına çözüm değildir.
Asıl mesele, şiddeti hayatın olağan bir parçası olmaktan çıkarmaktır.
Bir öğretmenin görev yaptığı okulda hayatını kaybetmesi hepimiz için üzerinde düşünülmesi gereken ağır bir olaydır.
Çünkü okul dediğimiz yer yalnızca matematik, tarih ya da edebiyat öğrenilen bir bina değildir.
Okul, bir toplumun çocuklarına verdiği en önemli sözlerden biridir:
“Burada güvendesin.”
Bu sözün sarsılmasına izin vermemeliyiz.
Mehmet Bilgili artık sınıfına giremeyecek.
Belki tahtaya son yazdığı cümle hâlâ silinmedi.
Belki masasının üzerinde yarım bıraktığı bir kitap duruyor.
Belki öğrencilerinden biri bugün sınıfta onun oturduğu sandalyeye bakacak.
Biz ise birkaç gün sonra başka haberlerin peşinden koşacağız.
Ama o okulda bir sandalye uzun süre boş kalacak.
Ve bazen bir toplumun şiddetle arasındaki mesafeyi anlamak için yalnızca o boş sandalyeye bakmak yeterlidir.