Bir okul…
Bir mutfak…
Bir yük asansörü…
Ve henüz hayatının başında olan bir öğrenci.
Bingöl’ün Solhan ilçesinde yaşanan acı olay, hepimizin içini yaktı. 9. sınıf öğrencisi Abdulkerim Demir, okulun mutfağında kullanılan yük asansöründe kafasının sıkışması sonucu ağır yaralandı. Günler süren yaşam mücadelesinin ardından ise hayatını kaybetti.
Şimdi geriye tarifsiz bir acı kaldı.
Bir annenin, bir babanın, bir ailenin içine düşen ateşi tarif etmek mümkün değil.
Ama bu acının ardından sorulması gereken sorular da var.
Bir öğrencinin okul içinde böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalması nasıl mümkün oldu?
Öğrencilerin erişmemesi gereken alanlar yeterince güvenli miydi?
Yük asansörünün bulunduğu bölümde gerekli koruma önlemleri alınmış mıydı?
Denetimler düzenli yapılıyor muydu?
Bu soruların cevabını elbette yürütülen incelemeler ortaya çıkaracak. Ancak olayın bize gösterdiği çok açık bir gerçek var:
Okullarda güvenlik, yalnızca kapıya kamera koymakla sağlanmaz.
Okul güvenliği; merdivenden elektrik panosuna, laboratuvardan atölyeye, mutfaktan asansöre kadar her alanın çocuklar için güvenli hale getirilmesidir.
Çünkü okul dediğimiz yer, anne ve babaların çocuklarını gözleri arkada kalmadan teslim ettiği yerdir.
Bir veli, çocuğunu sabah okula gönderirken onun ders öğrenmesini, arkadaşlarıyla vakit geçirmesini, geleceğe hazırlanmasını bekler.
Hiçbir anne baba, çocuğunun okulda karşılaşabileceği teknik bir tehlikeyi düşünmek zorunda kalmamalıdır.
Tam da bu nedenle bu olay yalnızca “talihsiz bir kaza” denilerek geçiştirilemez.
Her ayrıntı incelenmeli.
Her ihtimal araştırılmalı.
Varsa eksiklikler ortaya çıkarılmalı.
Ve en önemlisi, benzer bir olayın bir daha yaşanmaması için gerekli tedbirler alınmalı.
Çünkü bazı ihmallerin telafisi olmaz.
Bozulan bir cihaz değiştirilir.
Eksik bir güvenlik sistemi tamamlanır.
Bir yönetmelik yeniden düzenlenir.
Ama giden bir çocuk geri gelmez.
Abdulkerim Demir daha 9. sınıf öğrencisiydi.
Önünde uzun bir hayat vardı.
Hayalleri vardı.
Belki üniversiteye gidecekti, belki bir meslek sahibi olacak, belki yıllar sonra kendi ailesini kuracaktı.
Şimdi bütün bu ihtimaller yarım kaldı.
Bu acı olayın ardından yapılması gereken yalnızca soruşturma yürütmek değil; Türkiye genelindeki okullarda benzer riskleri yeniden gözden geçirmek olmalıdır.
Yük asansörleri, servis asansörleri, atölye makineleri, elektrik panoları, kazan daireleri, mutfaklar…
Çocukların bulunduğu her noktada güvenlik en küçük ayrıntısına kadar sağlanmalıdır.
Çünkü söz konusu olan çocuklarımızsa, “bir şey olmaz” cümlesine yer yoktur.
Bir şey oldu.
Bir çocuk hayatını kaybetti.
Şimdi yapılması gereken, bu acının başka ailelerin kapısını çalmaması için ders çıkarmaktır.
Abdulkerim Demir’e Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabır diliyorum.
Ve geriye tek bir cümle kalıyor:
Bir çocuğun hayatından daha önemli hiçbir ihmal gerekçesi olamaz.