Denizli’nin Buldan ilçesinde ortaya çıkan görüntüler yalnızca bir “öğrenciler arası kavga” olarak geçiştirilemez.
Çünkü görüntülerde kavga yok.
Bir çocuğun hedef seçilmesi, şehir dışındaki bir noktaya götürülmesi, darp edilmesi, saçından sürüklenmesi, çeşme altında ıslatılması ve bütün bunların bir başka öğrenci tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedilmesi var.
İddiaya göre üç lise öğrencisi, hakkında dedikodu yaptığını öne sürdükleri ortaokul öğrencisi bir kız çocuğuna saldırıyor.
Sonrasında aile şikâyetçi oluyor, üç öğrenci gözaltına alınıyor ve adli soruşturma başlatılıyor.
Fakat burada üzerinde durmamız gereken mesele sadece soruşturmanın nasıl sonuçlanacağı değil.
Asıl soru şu:
Çocuklarımız ne zaman birbirlerine bu kadar acımasız davranmaya başladı?
Bir insanı dövmek başlı başına kabul edilemezken, şiddeti kameraya kaydetmek neyin göstergesi?
Şiddetin artık bazı gençler için yalnızca öfke boşaltma yöntemi değil, aynı zamanda “gösterilecek”, “paylaşılacak”, “övünülecek” bir görüntüye dönüşmesi son derece düşündürücü.
Eskiden kavga eden çocukların en büyük korkusu öğretmenin, ailesinin ya da çevresinin olayı öğrenmesiydi.
Bugün ise bazı olaylarda tam tersine kamera açılıyor.
Birisi vuruyor, birisi tutuyor, birisi çekiyor.
Ve belki de en ürkütücü olanı, çevrede bulunanların yaşananları durdurmak yerine izlemeyi tercih etmesi.
İşte akran zorbalığının geldiği nokta tam da burada karşımıza çıkıyor.
ÇOCUKLAR NEDEN BU KADAR ÖFKELİ?
Her olayın ardından aynı cümleleri kuruyoruz:
“Nasıl böyle bir şey yapabildiler?”
Ama yalnızca şaşırmak yetmiyor.
Evde, okulda ve sosyal çevrede çocuklara öfkeyle nasıl baş edeceklerini öğretebiliyor muyuz?
Bir anlaşmazlığın yumrukla değil konuşarak çözülebileceğini anlatabiliyor muyuz?
Sosyal medyada milyonlarca kez izlenen kavga, aşağılama ve şiddet görüntülerinin çocukların dünyasında nasıl bir karşılık oluşturduğunu yeterince sorguluyor muyuz?
Çocuklar birbirlerine karşı acımasızlaşıyorsa sadece çocuklara bakarak sorunun tamamını göremeyiz.
Aileyi de konuşacağız.
Okulu da konuşacağız.
Sosyal medyayı da konuşacağız.
Toplumdaki giderek sertleşen dili de konuşacağız.
“DEDİKODU YAPTI” ŞİDDETİN MAZERETİ OLAMAZ
İddia doğruysa olayın gerekçesi bir öğrenci hakkında dedikodu yapılması.
Bir insan sizin hakkınızda konuşabilir.
Size kızabilir.
Sizinle tartışabilir.
Hatta size haksızlık yaptığını düşünebilirsiniz.
Ama bunların hiçbiri bir çocuğu götürüp dövmenin, saçından sürüklemenin ya da çeşmenin altında ıslatmanın gerekçesi olamaz.
Çocuklara öğretilmesi gereken en temel şeylerden biri bu olmalı:
Haklı olduğunu düşünmek, sana şiddet kullanma hakkı vermez.
KAMERAYI AÇAN DA DÜŞÜNMELİ
Bu tür olaylarda kamerayı tutan kişiyi de ayrıca konuşmamız gerekiyor.
Bir arkadaşınız başka bir çocuğu döverken telefonun kamerasını açıyorsanız ortada büyük bir vicdan problemi vardır.
O anda yapılması gereken kayıt tuşuna basmak değil, şiddeti durdurmaya çalışmak veya bir yetişkinden yardım istemektir.
Çünkü şiddetin görüntüsünü çekmek, mağdur açısından ikinci bir yaraya dönüşebilir.
Bir çocuk yaşadığı fiziksel saldırının izlerini belki zamanla atlatır.
Ama o görüntülerin arkadaşlarının telefonlarında dolaştığını bilmek, yıllarca unutamayacağı başka bir travmaya dönüşebilir.
OKULLAR SADECE DERS VERİLEN YERLER DEĞİLDİR
Akran zorbalığı artık okulların tali bir problemi olarak görülemez.
Rehberlik servislerinden öğretmenlere, okul yönetimlerinden ailelere kadar herkesin bu konuda daha dikkatli olması gerekiyor.
Çocukların davranışlarındaki ani değişiklikler önemsenmeli.
Okula gitmek istemeyen, içine kapanan, arkadaşlarından korkan veya sürekli tehdit edildiğini söyleyen çocukların anlattıkları küçümsenmemeli.
“Çocuktur, aralarında hallederler” anlayışı bazen çok ağır sonuçların kapısını açabilir.
Çocuklar her problemi kendi başlarına çözemez.
Zaten yetişkinlere ihtiyaç duymalarının nedeni de budur.
BU GÖRÜNTÜLERİ NORMALLEŞTİRMEYELİM
Buldan’da yaşanan olayla ilgili adli süreç devam edecek.
Suçlamalar araştırılacak, sorumluluklar belirlenecek.
Ancak toplum olarak bizim çıkarmamız gereken ders daha şimdiden ortada.
Şiddet eğlence değildir.
Şiddet sosyal medya içeriği değildir.
Şiddet “gençlik hatası” denilerek küçümsenecek bir davranış değildir.
Hele bir çocuğun başka çocuklar tarafından sistematik şekilde aşağılanması ve darp edilmesi hiçbir şekilde normalleştirilemez.
Bugün başka bir ailenin çocuğunun başına gelen, yarın bizim çocuğumuzun başına gelebilir.
Bu nedenle yalnızca şiddet uygulayan çocuklara değil, şiddeti izleyenlere, kayda alanlara ve sessiz kalanlara da doğruyu anlatmak zorundayız.
Çünkü bazen zorbalığı büyüten yalnızca atan yumruk değildir.
O yumruk atılırken susan kalabalıktır.