Adana’da evlilik hazırlığı yapan 18 yaşındaki Hasan Temur ile 19 yaşındaki nişanlısı Ayşegül K. arasında çıkan tartışmanın cinayetle sonuçlanması, hepimizi derinden sarsan bir tabloyu ortaya koydu. Birlikte gelecek kurmaya hazırlanan iki genç, nikâh işlemleri için hastaneye gitmeyi planlarken, yaşanan tartışmanın ardından biri hayatını kaybetti, diğeri cezaevine gönderildi.

Bu olayın en acı tarafı, hayatını kaybeden gencin ve tutuklanan genç kadının henüz hayatlarının başında olmasıdır. Evlilik hazırlığı, sağlık raporu ve nikâh telaşı içinde olması gereken bir çiftin hikâyesi, birkaç saat içinde geri dönüşü olmayan bir trajediye dönüştü.

İddiaya göre tartışma, Ayşegül K.’nin randevuya yetişmek için nişanlısını uyandırmasıyla başladı. Tartışmanın büyümesi üzerine genç adamın nişanlısına yumruk attığı öne sürüldü. Ardından mutfakta bulunan bıçağın kullanılmasıyla olay, bir anlık öfkenin çok ötesine geçti. Bir can kaybedildi, geride ise tarifsiz bir acı, pişmanlık ve ağır bir hukuk süreci kaldı.

Ayşegül K.’nin emniyette verdiği, “Bana vurunca kendimi savunmak için bıçağı aldım. Öldürmek istemiyordum” şeklindeki ifadesi, olayın arka planındaki şiddet iddiasını da gündeme getiriyor. Elbette bu sözlerin hukuki karşılığı, deliller ve yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır. Ancak bir kadının kendisini savunduğunu söyleyecek noktaya gelmesi, ilişkilerde şiddetin ne kadar tehlikeli bir eşik olduğunu gösteriyor.

Şiddet, başladığı anda durdurulmadığında çoğu zaman kontrol edilemez bir noktaya ulaşır. Bir tartışma, bir bağırış, bir itme ya da bir yumruk… “Bir kereden bir şey olmaz” denilen her davranış, daha büyük bir felaketin habercisi olabilir. İnsanların öfkesine yenildiği anlarda söyledikleri ve yaptıkları, bazen bir ömür boyu taşınacak sonuçlar doğurur.

Bu olayda bir genç hayatını kaybetti. Bir başka genç kadın ise evlilik hayalleri kurduğu günlerde tutuklandı. İki ailenin hayatı altüst oldu. Belki de herkesin “mutlu bir yuva” hayali kurduğu bir ev, şimdi acı bir olayın adresi olarak anılacak.

Toplum olarak şiddeti yalnızca ölümle sonuçlandığında konuşmamalıyız. Şiddetin ilk işaretinde, ilk hakarette, ilk tehditte ve ilk yumrukta dur demeliyiz. Çünkü şiddet sevginin değil, korkunun ve kontrolsüzlüğün dilidir. Evlilik, bir tarafın diğerine hükmetmesi değil; güven, saygı ve eşitlik üzerine kurulan bir ortaklıktır.

Adana’daki bu olay, gençlere, ailelere ve hepimize ağır bir soru bırakıyor: Birlikte hayat kurmak isteyen insanlar, nasıl oluyor da birbirlerinin hayatını söndürecek bir noktaya geliyor?

Bu sorunun cevabı yalnızca mahkeme salonlarında değil, aile içinde, eğitimde ve toplumun şiddete bakışında aranmalı. Çünkü kaybedilen can geri gelmeyecek. Ancak bu acı olaydan ders çıkarılırsa, başka bir evin aynı sessizliğe ve aynı yıkıma sürüklenmesi belki engellenebilir.