18 yaşında bir genç…
Hayatının henüz başında. Önünde yaşayacağı yıllar, kuracağı hayaller, gerçekleştirmek istediği hedefler var. Belki üniversiteye gidecek, belki bir meslek sahibi olacak, belki de yıllar sonra bugünlerini gülümseyerek hatırlayacaktı.
Ama olmadı…
Kocaeli’nin Derince ilçesinden gelen acı haber, bir kez daha yüreğimizi burktu.
18 yaşındaki Emin Tuğrul Öztürk, iddiaya göre arkadaşlarıyla birlikte tabancayla şakalaştığı sırada silahın ateş alması sonucu göğsünden vuruldu. Hastaneye kaldırıldı, doktorlar onu yaşatmak için mücadele etti. Ancak bütün müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Henüz 18 yaşındaydı…
Daha hayatı tanımadan, hayatın güzelliklerini doyasıya yaşamadan, belki de kurduğu hayallerin birçoğunu gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı.
Şimdi geriye gözü yaşlı bir aile, acı bir haber ve cevabı kolay kolay verilemeyecek sorular kaldı.
Bir tabanca neden gençlerin elindeydi?
Bir silah nasıl şakalaşmanın parçası hâline gelebildi?
Ve en önemlisi, bir insanın hayatı neden böylesine büyük bir tehlikeye atıldı?
Bu soruların yanıtları yapılacak incelemeyle ortaya çıkacak. Ancak değişmeyecek bir gerçek var: Bir genç artık hayatta değil.
Silah dediğimiz şey oyuncak değildir. Eğlence aracı değildir. Arkadaş ortamında gösteriş yapılacak, birbirine doğrultulacak ya da şakalaşmak için kullanılacak bir eşya hiç değildir.
Silahın olduğu yerde küçücük bir dikkatsizlik bile telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir.
Bugün 18 yaşındaki Emin Tuğrul'un ölüm haberiyle bir kez daha yüzleştiğimiz gerçek de budur.
Düşünüyorum da…
O gece arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde, birkaç saat sonra hayatının sona ereceği aklının ucundan bile geçmiş miydi?
Kim bilir, belki birlikte gülüyorlardı. Belki geleceğe dair planlarından söz ediyorlardı. Belki de sıradan bir akşam geçirdiklerini düşünüyorlardı.
Ancak o akşam, bir ailenin hayatında asla unutamayacağı bir acıya dönüştü.
Bir annenin evladını beklediği kapı artık eskisi gibi açılmayacak.
Bir babanın oğluna dair hayalleri yarım kalacak.
Bir evde, henüz 18 yaşında kaybedilen bir gencin yokluğu hissedilecek.
Ve belki de en acısı, o evde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
İnsan ister istemez soruyor: Bir anlık düşüncesizlik, bir ömre bedel olabilir mi?
Ne yazık ki olabiliyor.
Üstelik bu tür olayları duyduğumuzda çoğu zaman aynı ifadelerle karşılaşıyoruz.
“Silah kazara ateş aldı.”
“Şakalaşıyorlardı.”
“Böyle olacağını kimse tahmin etmedi.”
Fakat sonuç değişmiyor.
Bir hayat sona eriyor.
Bir aile evladını kaybediyor.
Bir arkadaş grubunun yaşadığı o an, ömür boyu unutulmayacak bir acıya dönüşüyor.
Artık toplum olarak silaha bakış açımızı ciddi biçimde sorgulamamız gerekiyor.
Özellikle gençlerin bulunduğu ortamlarda silahın bir güç göstergesi, cesaret sembolü ya da eğlence unsuru olarak görülmesine kesinlikle karşı çıkmalıyız.
Çünkü gerçek cesaret, eline silah almak değil; bir insanın hayatını tehlikeye atacak davranışlardan uzak durabilmektir.
Gerçek güç, korkutmak değil; koruyabilmektir.
Gerçek olgunluk ise bir anlık heyecan uğruna geri dönüşü olmayan risklere girmemektir.
Bugün Emin Tuğrul Öztürk'ün ailesi, evlatlarını son yolculuğuna uğurlamaya hazırlanıyor.
Henüz 18 yaşında bir genç için cenaze namazı kılınacak.
Arkadaşlarının yanında olması, ailesiyle güzel günler yaşaması, geleceğine hazırlanması gereken bir genç toprağa verilecek.
Bundan daha ağır ne olabilir?
Bir anne ve babanın, evladının geleceğini konuşması gerekirken cenaze hazırlığı yapması kadar büyük bir acı var mı?
Bu olayla ilgili başlatılan incelemenin bütün yönleriyle sonuçlandırılması elbette önemli. Ancak bizim de bu acıdan çıkaracağımız dersler olmalı.
Çünkü kaybedilen her genç, yalnızca bir ailenin değil, toplumun da kaybıdır.
Emin Tuğrul'un ölümü birkaç gün konuşulup unutulan bir haber olmamalı.
Bu acı olay, silah güvenliği konusunda ailelerin, gençlerin ve toplumun daha bilinçli davranmasına vesile olmalı.
Bir silahın tetiğine dokunmanın, bir namluyu insana doğrultmanın, silahla şakalaşmanın ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceği unutulmamalı.
Çünkü bazı hataların özrü vardır ama telafisi yoktur.
Bazı anlar geri alınamaz.
Bazı kapılar bir daha açılmaz.
Ve bazı vedalar, insanın boğazında ömür boyu düğüm olarak kalır.
Bugün 18 yaşındaki Emin Tuğrul Öztürk'ün ardından söyleyecek çok sözümüz var.
Ama hiçbir söz, onun yarım kalan hayatını geri getirmeyecek.
Hiçbir pişmanlık, o son anı değiştirmeyecek.
Hiçbir gözyaşı, ailesinin yaşadığı boşluğu doldurmayacak.
Dilerim bu acı, başka ailelerin aynı kaderi yaşamaması için bir uyarı olur.
Çünkü silahla şaka olmaz. Şakanın sonunda kahkaha olmalı, cenaze değil!
Emin Tuğrul Öztürk'e Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.
18 yaşında bir hayat bitti… Keşke bu satırları yazmak zorunda kalmasaydık.