Bir kadın düşünün…

Sıradan bir gün geçiriyor. Belki alışveriş yapacak, belki bir yakınıyla buluşacak, belki de birkaç dakika sonra evine dönecek. Bir iş yerinin önünde bekliyor. Kimseye zararı yok, kimseyle tartışmıyor.

Sonra bir anda hayatının akışını değiştiren o olay yaşanıyor.

Nevşehir’in Kapucubaşı Mahallesi’nde 46 yaşındaki S.E., hiç tanımadığı bir adamın kendisine arkadan yaklaşarak şiddetli bir tokat attığını söylüyor.

Bir tokat…

Söylemesi kolay, okuması birkaç saniye.

Ama o tokadın ardından ortaya çıkan sağlık raporu, meselenin ne kadar ağır olduğunu gözler önüne seriyor.

Kadının kulağında işitme kaybı tespit ediliyor.

Şimdi sormak gerekiyor: Bir insanın başka bir insana, üstelik hiç tanımadığı bir kadına, böylesine zarar verme hakkını kendisinde görmesi nasıl açıklanabilir?

Bir Tokat Deyip Geçmeyin!

Toplumumuzda zaman zaman şiddetin boyutunu küçümseyen ifadeler duyuyoruz.

“Alt tarafı bir tokat.”

“Bir anlık sinir.”

“Yanlışlıkla olmuştur.”

Hayır!

Bir tokat, bazen bir insanın hayatında geri dönüşü olmayan izler bırakabilir. Fiziksel yaralanmaların yanında korku, güvensizlik ve yaşanan olayın psikolojik etkileri de uzun süre devam edebilir.

Nevşehir’deki olayda da sağlık raporuna göre mağdur kadının yaralanması, basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek nitelikte.

Düşünebiliyor musunuz?

Sabah evinizden sağlıklı bir şekilde çıkıyorsunuz. Akşam olduğunda ise duyma yetinizde kayıp yaşadığınızı öğreniyorsunuz.

Üstelik bunu, tanımadığınızı söylediğiniz bir kişinin eylemi nedeniyle yaşıyorsunuz.

Bunun hesabını kim verecek?

Yanlışlıkla mı, Şiddet mi?

Olayın ardından polis ekipleri tarafından yakalanan, 6 suç kaydı bulunduğu belirtilen 38 yaşındaki şüpheli Tolga Ç., ifadesinde kadına isteyerek vurmadığını, kolunun yanlışlıkla çarptığını savunmuş.

Elbette herkesin savunma hakkı vardır. Suçun hukuki niteliğine ve sorumluluğa karar verecek olan da yargıdır.

Ancak ortada ciddi bir yaralanma raporu, güvenlik kamerasına yansıyan görüntüler ve tutuklamayla sonuçlanan bir adli süreç bulunuyor.

Bu olayda yalnızca şüphelinin ne söylediğine değil, mağdurun yaşadıklarına da kulak vermek gerekiyor.

Çünkü şiddet olaylarında bazen en çok unutulan kişi, şiddete maruz kalan insan oluyor.

Kadınlar Sokakta Korkmadan Yürüyebilmeli!

Bir kadın neden sokakta beklerken arkasını kontrol etmek zorunda hissetsin?

Neden hiç tanımadığı birinden zarar görme ihtimalini düşünsün?

Neden sıradan bir gün, hayatı boyunca unutamayacağı kötü bir anıya dönüşsün?

Kadınların güvenliği yalnızca evlerinde, iş yerlerinde ya da toplu taşımada değil; sokağın her köşesinde sağlanabilmeli.

Bir insanın en temel hakkı, korkmadan yaşayabilmektir.

Kadınların güvenliğini konuşurken meseleye yalnızca saldırı gerçekleştikten sonra verilen cezalar üzerinden bakmak da yeterli değil.

Asıl mesele, insanların şiddete başvurmasını önleyecek toplumsal bilinci oluşturabilmek.

Çocuklarımıza küçük yaşlardan itibaren öfkenin şiddeti haklı çıkarmadığını, hiçbir anlaşmazlığın fiziksel saldırıyı meşrulaştırmadığını öğretmek zorundayız.

Kameralar Olmasaydı Ne Olacaktı?

Olayın güvenlik kamerasına yansıması, üzerinde durulması gereken başka bir nokta.

Artık pek çok saldırı, iş yerlerinin ya da sokakların güvenlik kameraları sayesinde görünür hâle geliyor.

Peki ya kamera olmasaydı?

Bu olay nasıl aydınlatılacaktı?

Kadının anlattıkları aynı ciddiyetle değerlendirilecek miydi?

Bunlar yalnızca bu olay için değil, toplumdaki bütün şiddet vakaları için düşünülmesi gereken sorular.

Çünkü adaletin sağlanmasında deliller son derece önemli olsa da mağdurların şikâyetlerinin titizlikle araştırılması, kamera bulunmayan olaylarda da aynı derecede önem taşıyor.

Bir Kadının Duymadığı Ses, Hepimizin Vicdanında Yankılanmalı!

Nevşehir’de yaşanan olayın ardından şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ancak unutulmamalı ki tutuklama, yargılama sürecinde uygulanan bir tedbirdir; kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı değildir.

Şimdi gözler yargı sürecinde olacak.

Fakat bu olayın bize hatırlattığı çok daha büyük bir gerçek var.

Şiddet yalnızca vurulan kişiyi etkilemez. Toplumun güven duygusunu da yaralar.

Bugün Nevşehir’de bir kadının başına gelen olay, yarın başka bir şehirde başka bir insanın başına gelebilir.

Ve biz her defasında yalnızca birkaç dakika üzülüp sonra hayatımıza devam edersek, şiddetin sıradanlaşmasına istemeden de olsa kapı aralamış oluruz.

Bir kadının kulağında işitme kaybına neden olduğu belirtilen o olay, hepimizin vicdanında yankılanmalı.

Çünkü mesele yalnızca bir tokat değil.

Mesele, insan hayatına ve beden bütünlüğüne gösterilmesi gereken saygı.

Mesele, sokakta güvenle yaşayabilmek.

Mesele, şiddetin hiçbir bahaneyle normalleştirilmemesi.

Ve en önemlisi…

Bir kadının sesini duyurabilmesi için önce duyma yetisini kaybetmesi gerekmemeli!