İstanbul Bakırköy'de yaşanan bir trafik tartışması, toplum olarak giderek büyüyen tahammülsüzlüğümüzü bir kez daha gözler önüne serdi. Yol verme meselesi yüzünden başlayan tartışmanın ailece gerçekleştirilen bir saldırıya dönüşmesi, trafikte yalnızca kuralları değil, saygıyı ve hoşgörüyü de kaybetmeye başladığımızı düşündürüyor.

İstanbul'un Bakırköy ilçesinde yaşanan olayın görüntülerini izlediğinizde insan ister istemez soruyor: Biz ne zaman bu kadar öfkeli, bu kadar tahammülsüz olduk?

Bir yol verme tartışması düşünün. Aslında birkaç saniyelik sabırla, küçük bir anlayışla çözülebilecek sıradan bir trafik meselesi. Ancak bu kez olay, bir gencin ailesiyle birlikte hareket eden üç kişinin saldırısına uğradığı iddiasıyla gündeme geliyor.

İddiaya göre anne, baba ve oğulları araçlarından inerek tartıştıkları genç sürücüye hakaret ve küfürler savuruyor, ardından tokatlarla saldırıyor. Gencin kıyafetleri yırtılıyor. Çevredeki vatandaşlar araya girerek tarafları sakinleştirmeye çalışıyor.

Üstelik bütün bunlar herkesin gözü önünde, sokak ortasında yaşanıyor.

Peki ama neden?

Bir araca yol verilmedi diye mi? Birkaç saniye kaybedildi diye mi? Yoksa artık en küçük anlaşmazlığı bile gurur meselesi haline getirdiğimiz için mi?

Bir aile birlikte saldırıyorsa ortada daha büyük bir sorun var

Bu olayda beni en çok düşündüren ayrıntı, tartışmanın aile bireylerinin de dahil olduğu bir saldırıya dönüşmesi.

Normal şartlarda insan, yanında ailesi varsa daha dikkatli davranır. Öfkesine hâkim olmaya çalışır. Çocuklarına, eşine, yakınlarına örnek olacak davranışlar sergiler.

Ama burada anlatılan tablo bunun tam tersini gösteriyor.

Bir kişinin öfkesini diğerinin yatıştırması gerekirken, iddiaya göre anne, baba ve oğul birlikte hareket ediyor.

İşte asıl düşündürücü olan da bu.

Çünkü aile yalnızca aynı evde yaşayan insanların oluşturduğu bir topluluk değildir. Aynı zamanda saygının, sabrın, hoşgörünün ve doğru davranışların öğrenildiği ilk yerdir.

Eğer bir anlaşmazlık karşısında herkes aynı anda öfkesine yenik düşüyorsa, o zaman yalnızca trafikteki davranışlarımızı değil, birbirimize ne öğrettiğimizi de sorgulamalıyız.

Direksiyon başına geçince neden değişiyoruz?

Trafikte yaşanan tartışmalar artık ne yazık ki şaşırtıcı olmaktan çıkmaya başladı.

Bir korna sesi, yanlış anlaşılan bir hareket, kısa süreli bir bekleme ya da yol verme meselesi…

Bazen bunların her biri büyük bir kavganın başlangıcı olabiliyor.

Günlük hayatında sakin görünen insanlar bile direksiyon başına geçtiklerinde bambaşka birine dönüşebiliyor.

Sanki yollar yalnızca kendilerine aitmiş gibi davrananlar, herkesten öncelik bekleyenler, en küçük hatayı kişisel bir hakaret olarak algılayanlar…

Oysa trafik, bireysel üstünlük kurma alanı değil, milyonlarca insanın ortak kullandığı bir yaşam alanıdır.

Kimsenin birkaç saniye erken gitmek uğruna başka bir insanı aşağılamaya, tehdit etmeye ya da darbetmeye hakkı yok.

Üstelik trafikte haklı olmak, şiddet kullanma hakkı da vermez.

Öfkemiz büyürken sabrımız küçülüyor

Bence bu tür olayların arkasında yalnızca trafik kurallarına uyulmaması yok.

Giderek artan tahammülsüzlük, günlük hayatın stresi ve sorunları konuşarak çözme alışkanlığımızın zayıflaması da üzerinde düşünülmesi gereken meseleler.

Artık insanlar birbirini dinlemek yerine susturmaya, anlamak yerine suçlamaya, uzlaşmak yerine üstün gelmeye çalışıyor.

Bir tartışmayı kazanmak, bazen o tartışmayı bitirmekten daha önemli hale geliyor.

Ama kimse şunu düşünmüyor:

Bugün birkaç saniyelik öfkeyle yapılan bir hareket, yarın geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir.

Bir tokatla başlayan kavganın nerede biteceğini kimse bilemez. Bir anlık kontrol kaybı, hem saldırıya uğrayan kişinin hem de saldırganın hayatını değiştirebilir.

Bu nedenle trafikte sabırlı olmak bir zayıflık değil, aksine kişinin kendisini kontrol edebilmesinin göstergesidir.

Kameralar olmasa ne olacaktı?

Bakırköy'deki olayın bir başka dikkat çekici yönü de yaşananların kameraya yansıması.

Bugün sokaklarda, iş yerlerinde ve trafikte çok sayıda kamera bulunuyor. Vatandaşlar da karşılaştıkları olayları cep telefonlarıyla kaydedebiliyor.

Peki ya bu olay görüntülenmeseydi?

Gencin yaşadıkları ne kadar duyulacaktı? Olay kamuoyunun gündemine gelecek miydi?

Görüntüler, yaşananları ortaya koymak ve olayın aydınlatılmasına katkı sağlamak açısından önemli. Ancak asıl mesele, insanların yalnızca kamera olduğu için değil, birbirlerinin haklarına saygı duydukları için şiddetten uzak durması.

Çünkü toplum düzenini ayakta tutan şey, her köşede bir kameranın bulunması değil, insanların vicdanı ve hukuk kurallarına bağlılığıdır.

Yol vermek küçültmez, şiddet haklı çıkarmaz

Trafikte bazen haklı olduğumuz halde geri adım atmamız gerekebilir.

Bazen önümüzdeki aracın geçmesini bekleriz, bazen bize yapılan bir hatayı görmezden geliriz, bazen de tartışmayı büyütmemek için yolumuza devam ederiz.

Bunların hiçbiri insanı küçültmez.

Aksine, gereksiz bir tartışmayı önlemek çoğu zaman gösterilebilecek en büyük olgunluktur.

Bakırköy'de yaşanan olayda da hangi sürücünün yol verme konusunda haklı olduğundan çok daha önemli bir mesele var: Hiçbir anlaşmazlık fiziksel saldırıyı meşru hale getiremez.

İddiaların ilgili makamlarca değerlendirilmesi ve hukuki sürecin işletilmesi elbette önemli. Ancak toplum olarak bizim de bu olaylardan ders çıkarmamız gerekiyor.

Çünkü her trafik tartışmasının ardından yalnızca kimin haklı, kimin haksız olduğunu konuşursak asıl sorunu gözden kaçırırız.

Asıl sorun, insanların birbirlerine duyduğu saygının yerini öfkenin almaya başlamasıdır.

Bugün Bakırköy'de yaşanan bu olay, yarın başka bir şehirde, başka bir caddede, başka insanların başına gelebilir.

O yüzden artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:

Trafikte yalnızca iyi araç kullanmayı değil, öfkemizi kontrol etmeyi de öğrenmek zorundayız.

Çünkü yollar hepimizin. Hiç kimse bir başkasından daha değerli, daha üstün ya da daha ayrıcalıklı değil.

Ve unutmayalım, trafikte yol vermek birkaç saniyemizi alır; öfkeye teslim olmak ise bazen bir ömür pişmanlık bırakır.