Antalya’da gece saatlerinde meydana gelen hortum, geride dört can kaybı, yıkım ve cevap bekleyen onlarca soru bıraktı. Peki, bu felaket yalnızca doğanın öfkesi miydi, yoksa alınmayan önlemlerin de bu acı tabloda payı var mıydı?
Antalya'da gece saat 23.00 sıralarında başlayan felaket, birkaç dakika içerisinde hayatları altüst etti. Şantiyede çalışan, ekmeğinin peşinde koşan işçiler, geceyi geçirdikleri konteynerlerde hortuma yakalandı.
İki konteyner savruldu, dört işçi hayatını kaybetti, bir işçi ise hastanede yaşam mücadelesi veriyor.
Birileri için sıradan bir iş günüydü. Birileri için eve götürülecek ekmeğin mücadelesiydi. Ama o gece dört emekçi için hayat sona erdi.
Şimdi soruyorum:
Bu işçilerin kaldığı konteynerler ne kadar güvenliydi?
Konteynerler zemine uygun şekilde sabitlenmiş miydi?
Şiddetli hava koşullarına karşı işçilerin sığınabileceği güvenli bir alan var mıydı?
Meteorolojik uyarılar dikkate alınmış mıydı?
Elbette hortumu durdurmak mümkün değil. Ancak insanların hangi şartlarda barındırıldığını sorgulamak hepimizin görevi.
Üstelik ortaya çıkan görüntüler, felaketin boyutunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Kepez Belediyesine ait seyir terasındaki tesisin masa ve sandalyeleri havada uçuşuyor. Şemsiyeler savruluyor, personel büyük panik yaşıyor. Doğanın gücü karşısında her şey saniyeler içerisinde darmadağın oluyor.
Ancak asıl mesele uçuşan masalar, parçalanan konteynerler ya da yıkılan tesisler değil.
Asıl mesele, kaybettiğimiz dört insanın hayatı!
Şimdi yetkililerin bu olayın bütün yönlerini araştırması gerekiyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, ilgili belediyeler ve sorumlu kurumlar, şantiyedeki barınma koşullarını ve alınan güvenlik tedbirlerini incelemeli.
Çünkü her felaketten sonra aynı cümleleri duymaktan yorulduk.
"İnceleme başlatıldı."
"Soruşturma sürüyor."
"Gerekli tedbirler alınacak."
Peki, neden gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını hep canlar gittikten sonra konuşuyoruz?
Neden işçinin can güvenliği, ancak bir felaket yaşandığında gündeme geliyor?
Burada kimseyi peşinen suçlamıyoruz. Ancak dört insanın hayatını kaybettiği bir olayda, ihmallerin bulunup bulunmadığını sorgulamak gazeteciliğin de vicdanın da gereğidir.
Doğal afetler kaçınılmaz olabilir, ancak her can kaybını sorgusuz sualsiz kadere bağlayamayız.
Bugün Antalya'da dört eve ateş düştü. Dört ailenin hayatı değişti. Dört emekçi bir daha evine dönemeyecek.
Yarın başka bir şehirde, başka bir şantiyede aynı acıyı yaşamamak için bu soruların cevaplanması gerekiyor.
Unutmayalım!
Hortum birkaç dakika sürdü.
Ama dört ailenin acısı bir ömür sürecek.
Ve bizler, o dört canın hesabını sormak yerine yalnızca hortumun şiddetini konuşursak asıl meseleyi gözden kaçırmış oluruz.
Son sözüm şu:
Doğanın gücünü durduramayabiliriz. Ama insan hayatını korumak için gereken önlemleri almak zorundayız.
Çünkü hiçbir işçinin canı, bir konteyner kadar değersiz değildir!