Bir insan düşünün… Koca dünyaya sığamamış, dört duvar arasında huzur bulamamış, sonunda kendisine bir mağarayı yuva seçmiş. Bir de o insanı görmezden gelmeyen, kendi yoluna devam etmek yerine onun üşüyüp üşümediğini düşünen güzel yürekli insanlar düşünün… İşte Bursa Uludağ'dan gelen o haber, yalnızca bir yardım hikâyesi değil; hepimizin insanlığını sorgulaması gereken bir vicdan meselesidir.

Bazen bir haber okursunuz, birkaç dakika sonra unutursunuz. Bazen de bir haber gelir, yüreğinizin tam ortasına oturur. Bursa Uludağ'dan gelen haber de işte böyle…

Ormanın derinliklerinde, soğuk taşların arasında, bir mağarada yaşamını sürdüren yaşlı bir adam…

Adı Metin T.

Ne lüks bir ev istiyor ne sıcak bir oda ne de kimseden bir beklentisi olduğunu söylüyor. Kendisine uzatılan yardım eline rağmen mağarasından ayrılmak istemiyor.

İnsan ister istemez soruyor:

Bir insan neden koca dünyadan vazgeçip bir mağaranın sessizliğine sığınır?

Kalabalıklardan mı yoruldu? İnsanlardan mı uzaklaşmak istedi? Yoksa bizim bilmediğimiz, yüreğinde taşıdığı bambaşka bir hikâyesi mi var?

Bilmiyoruz…

Ve bilmediğimiz bir hayat hakkında hüküm vermeye de hakkımız yok.

Ama bildiğimiz bir şey var: O mağaranın önünden geçip gitmeyen insanlar hâlâ var.

Dağcılık ve trekking yapan Düzgün Çelik ve beraberindeki sporcular, yaşlı adamı gördüklerinde yalnızca bakıp yollarına devam etmediler.

Durdular…

Konuştular…

İkna etmeye çalıştılar…

Olmayınca da onu kendi tercihleriyle baş başa bırakırken soğuğa karşı korunabilmesi için battaniye, mat ve yiyecek götürdüler.

Belki dünya değişmedi.

Belki o yaşlı adam yine mağarasında kaldı.

Ama o gün Uludağ'ın soğuk ormanlarında insanlığın sıcaklığı hissedildi.

ASIL SOĞUK HAVADA DEĞİL, VİCDANLARDA!

Bugün etrafımıza bir bakalım…

Kocaman binalarımız var ama küçücük merhametlerimiz kaldı.

Lüks sofralarımız var ama aç olanı görmeyen gözlerimiz var.

Binlerce sosyal medya arkadaşımız var ama kapısını çalacak kimsesi olmayan insanlardan habersiziz.

Herkes kendi hayatının telaşında…

Herkes bir yerlere yetişiyor.

Ama kimse birbirinin derdine yetişemiyor.

İşte bu yüzden Uludağ'daki o sporcuların davranışı çok kıymetli.

Çünkü onlar bir madalya kazanmadılar.

Bir yarışın birincisi olmadılar.

Bir rekor kırmadılar.

Ama insan olmanın en güzel sınavlarından birini verdiler.

Üstelik bunu yapmak için büyük servetlere, makam koltuklarına, gösterişli yardım kampanyalarına ihtiyaç duymadılar.

Bir battaniye…

Bir mat…

Biraz yiyecek…

Ve hepsinden önemlisi, bir insanı önemseyen yürek…

Bazen dünyayı güzelleştirmek için gereken tek şey budur.

BİR MAĞARADA YAŞAYAN ADAMI GÖRDÜK, PEKİ YA GÖRMEDİKLERİMİZ?

Bu hikâyenin bir de bizi rahatsız etmesi gereken tarafı var.

Metin T. neden orada?

Bu sorunun cevabını henüz bilmiyoruz.

Belki kendi tercihi, belki hayatın getirdiği şartlar…

Ama mesele yalnızca bir mağarada yaşayan yaşlı adam değil.

Mesele, etrafımızda görmediğimiz yüzlerce insan.

Bir apartman dairesinde tek başına yaşayan yaşlılarımız…

Ay sonunu getiremeyen emeklilerimiz…

Bir lokma ekmeği paylaşacak insan arayan ihtiyaç sahiplerimiz…

Kalabalığın içinde sessizce yalnızlaşan insanlarımız…

Acaba kaçının kapısını çalıyoruz?

Kaçına "Nasılsın?" diye soruyoruz?

Kaçının gerçekten iyi olup olmadığını merak ediyoruz?

İnsanlık yalnızca sokakta karşılaştığımız birine yardım etmek değildir.

İnsanlık bazen komşunun kapısını çalmaktır.

Bazen yaşlı birinin poşetini taşımaktır.

Bazen hiçbir karşılık beklemeden birinin derdini dinlemektir.

Ve bazen de bir insanın tercihine saygı gösterirken onu tehlikeler karşısında yalnız bırakmamaktır.

İYİLİK BULAŞICIDIR, YETER Kİ VAZGEÇMEYELİM!

Dünyada kötülüğün bu kadar konuşulduğu, şiddetin, öfkenin, çıkar ilişkilerinin hayatımızı kuşattığı bir dönemde böylesi haberlerin kıymetini bilmeliyiz.

Çünkü toplumları ayakta tutan yalnızca kanunlar, kurumlar ve binalar değildir.

Toplumları ayakta tutan vicdandır.

Merhamettir.

Dayanışmadır.

Bir başkasının derdini kendi derdi gibi hissedebilmektir.

Uludağ'daki sporcular bize önemli bir şeyi yeniden hatırlattı:

İyilik yapmak için zengin olmaya gerek yok.

Merhamet göstermek için bir unvana ihtiyaç yok.

İnsan olmak için yalnızca insanı sevmek gerekiyor.

Düzgün Çelik ve beraberindeki sporcuları bu duyarlı davranışlarından dolayı kutluyorum.

Dilerim Metin T. sağlıklı ve güvenli bir ortamda yaşamını sürdürür. Dilerim onun tercihlerini ve ihtiyaçlarını gözeten, kalıcı bir destek imkânı da sağlanır.

Ve dilerim bu olay yalnızca birkaç gün konuşulup unutulan bir haber olarak kalmaz.

Çünkü bu hikâyeden hepimizin çıkaracağı bir ders var.

Bir insan mağarada yaşayabilir. Ama asıl acı olan, insanların sıcacık evlerinde otururken vicdanlarını karanlık bir mağaraya hapsetmesidir.

Unutmayalım…

İnsanlık, büyük laflar etmek değildir.

İnsanlık, kimsenin görmediği yerde de iyi kalabilmektir.

Ve bazen bir insanın hayatına dokunmak, ona dünyaları vermek değil, yalnız olmadığını hissettirmektir.

Uludağ'ın zirvesinde hava soğuktu belki… Ama iyi ki yüreği sıcacık insanlar hâlâ var!

Çünkü bu dünya, iyiliği karşılıksız yapan insanların yüzü suyu hürmetine hâlâ yaşanabilir bir yer…