Kimi çayını şekerli sever, kimi şekersiz… Kimi tatlıya bayılır, kimi acıdan uzak durur. Ama Samsun’da yaşayan Caner Özsercan, alışılmışın çok dışında bir damak tadıyla herkesi şaşırtıyor. Çünkü onun hayatında acı pul biberin girmediği hiçbir yiyecek, hatta hiçbir içecek yok!

Bir düşünün… Sabah uyandınız, kendinize güzel bir çay demlediniz. Yanına da şöyle ağız tatlandıracak bir dilim tatlı koydunuz. Bizim için son derece sıradan olan bu sofrada Caner Özsercan'ın tek bir eksiği var: Acı pul biber!

Evet, yanlış duymadınız. Çayına da tatlısına da acı pul biber ekliyor. Hatta suyunu bile acıyla içiyor.

Üstelik bu alışkanlık bir günlük heves değil, tam 10 yıldır devam eden bir yaşam biçimi.

Her şey Kahramanmaraş'a yaptığı bir geziyle başlamış. Orada tattığı acı pul biber, yalnızca damağında değil, hayatında da kalıcı bir iz bırakmış. O günden sonra acı, onun için bir baharat olmaktan çıkıp sofranın başköşesine yerleşmiş.

Biz hayatın acısından kaçarken, o acıyı hayatının vazgeçilmezi yapmış.

Aslında bu hikâyenin düşündüren bir tarafı da var.

Hepimiz hayatta farklı alışkanlıklar ediniriz. Kimimiz kahvesiz güne başlayamaz, kimimiz çayını şekersiz içemez. Kimimiz için vazgeçilmez olan bir şey, başkasına son derece garip gelebilir.

Caner Özsercan'ın çayına pul biber koyması da tam olarak böyle bir durum.

Dışarıdan bakınca şaşırtıcı, hatta biraz komik. Ama onun açısından son derece doğal.

İşin bir de aile boyutu var.

Dokuz yaşındaki oğlu Rüzgar, babasının bu alışkanlığını hem şaşkınlıkla izliyor hem de ona özeniyor. Acıyı denediğinde gözünden yaş gelse de büyüyünce babası gibi acı yiyebilmeyi istiyor.

İşte burada insanın yüzünde küçük bir tebessüm oluşuyor.

Çünkü çocuklar bazen anne babalarının söylediklerinden çok yaptıklarını örnek alıyor. Bir babanın çayına koyduğu pul biber bile çocuğunun dünyasında unutulmaz bir ayrıntıya dönüşebiliyor.

Elbette her alışkanlığın herkese uygun olmadığını da unutmamak gerekiyor. Özellikle aşırı acı tüketiminin bazı insanlarda mide ve sindirim sistemi şikâyetlerine neden olabileceğini göz ardı etmemek lazım.

Ama bu hikâyeden çıkarılacak asıl mesele bence başka.

Hayat, hepimizin aynı şeylerden hoşlandığı bir yer değil.

Birinin tuhaf bulduğu şey, bir başkasının mutluluğu olabilir. Bize garip gelen bir alışkanlık, başkasının günlük yaşamına renk katabilir.

Belki de farklılıklara hemen şaşırmak ya da onları yargılamak yerine biraz gülümsemeyi öğrenmeliyiz.

Caner Özsercan'ın hikâyesi bize bir kez daha gösteriyor ki insanın damak tadı da hayatı gibi kendine özgü.

Ve ben bu hikâyeden kendime şu cümleyi çıkardım:

Kimileri hayatın acısını azaltmaya çalışır, kimileri de acıyı çayına katıp keyifle yudumlar.

Ne diyelim…

Herkesin hayatında yeterince acı var ama belli ki Caner Bey'e yetmiyor!

Afiyet olsun.