Bir zamanlar trafikte birbirimize yol verirdik, şimdi yol vermediğimiz için birbirimizin canına kasteder olduk. İstanbul Büyükçekmece’de yaşanan son olay, yalnızca bir trafik tartışması değil, toplum olarak geldiğimiz noktayı sorgulamamız gereken acı bir tabloyu gözler önüne serdi.

Ne oluyor bize?

Ne zaman bu kadar öfkeli, bu kadar tahammülsüz, bu kadar acımasız olduk?

İstanbul Büyükçekmece’de bir servis minibüsü şoförü, evinin bulunduğu sokakta yaşadığı yol verme tartışması sırasında üç yerinden bıçaklandı. İddiaya göre motosiklet sürücüsüyle başlayan sözlü tartışma, kısa sürede kanlı bir saldırıya dönüştü.

Düşünebiliyor musunuz?

Bir insan evine gitmek istiyor. Belki bütün gün direksiyon sallamış, belki tek hayali evine girip ailesiyle huzurlu bir akşam geçirmek. Ama evinin önünde karşılaştığı bir tartışma, bir anda hayatını tehdit eden bir saldırıya dönüşüyor.

Sebep ne? Yol verme meselesi!

Bir insanın hayatı gerçekten bu kadar ucuz mu?

Artık trafikte korna çalmaya korkar olduk. Yanlışlıkla birinin önüne geçsek başımıza ne geleceğini bilmiyoruz. Kırmızı ışıkta beklerken, park yeri ararken, dar bir sokakta karşıdan gelen araçla karşılaşırken bile insanların aklında aynı endişe var: Ya karşımdaki kişi öfkesine hâkim olamazsa?

Eskiden küçük bir trafik anlaşmazlığı birkaç sözle çözülürdü. Biri geri gider, diğeri teşekkür eder, herkes yoluna devam ederdi.

Şimdi ise bir bakıyorsunuz yumruklar konuşuyor, bıçaklar çekiliyor, silahlar patlıyor.

Peki, biz ne zaman bu hale geldik?

Asıl korkutucu olan, bu olaylara alışmaya başlamamız.

Her gün haberlerde benzer görüntüler izliyoruz. Trafikte darbedilen sürücüler, park yeri yüzünden çıkan kavgalar, korna çaldığı için saldırıya uğrayan insanlar...

Bir süre üzülüyoruz, birkaç yorum yapıyoruz, sonra başka bir habere geçiyoruz.

Oysa her olayın arkasında bir insan, bir aile, bir hayat var.

Büyükçekmece'de saldırıya uğrayan servis şoförü Ömür Küçük'ün anlattıkları da durumun vahametini ortaya koyuyor. Küçük, kendisine yaklaşan kişinin elinde bıçak olduğunu başlangıçta fark etmediğini, uzaklaşmaya çalışırken yaralandığını söylüyor.

Üstelik saldırı anı araç içi güvenlik kamerasına da yansımış.

Burada insanın aklına başka bir soru geliyor:

Bir insan, sıradan bir tartışmaya neden bıçakla girer?

Öfke mi bu? Güç gösterisi mi? Yoksa karşımızdaki insanın yaşam hakkını hiçe sayacak kadar büyüyen bir sorumsuzluk mu?

Hiçbir tartışma, hiçbir hakaret, hiçbir yol verme anlaşmazlığı şiddeti haklı çıkaramaz.

Kimsenin kendisini hâkim, savcı ve infaz memuru yerine koymaya hakkı yok.

Elbette olayın tüm yönleri adli makamlar tarafından araştırılacak. Saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen kişinin yakalanması ve hukuki sürecin işletilmesi büyük önem taşıyor.

Ancak mesele yalnızca bir kişinin yakalanmasıyla kapanmamalı.

Çünkü ortada çok daha büyük bir toplumsal sorun var.

Biz birbirimize tahammül etmeyi unutuyoruz.

Trafikte karşımızdaki insanı bir anne, bir baba, bir evlat olarak görmüyoruz. Sanki yolumuzun üzerindeki bir engelmiş gibi davranıyoruz.

Oysa birkaç saniye beklemek kimsenin hayatından bir şey eksiltmez.

Bir adım geri çekilmek insanı küçültmez.

Birine yol vermek yenilmek değildir.

Asıl yenilgi, öfkemize yenik düşmektir.

Bugün Büyükçekmece'de bir servis şoförünün başına gelenler, yarın başka bir şehirde, başka bir sokakta, başka bir insanın başına gelebilir.

Bu nedenle trafikte şiddete karşı yalnızca cezaları değil, toplumsal anlayışımızı da konuşmak zorundayız.

Çocuklarımıza haklı çıkmayı değil, gerektiğinde geri adım atabilmeyi de öğretmeliyiz.

Çünkü hiçbir haklılık iddiası, bir insanın canından daha değerli değildir.

Ve artık hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor:

Birbirimize yol vermeyi bile başaramıyorsak, nasıl aynı toplumda huzur içinde yaşayacağız?

Unutmayalım...

Bugün yol vermediğimiz insan, yarın yardımına ihtiyaç duyacağımız kişi olabilir.

Bir anlık öfke, bir ömürlük pişmanlığa dönüşebilir.

Yol vermek birkaç saniyemizi alır. Ama öfkeye teslim olmak, bir insanın bütün geleceğini elinden alabilir.