Her yıl 4 Ekim geldiğinde sokaklardaki dostlarımızı biraz daha fazla hatırlıyoruz. Sosyal medyada fotoğraflar paylaşıyor, “Hayvanları Koruma Günü kutlu olsun” diyoruz. Peki 5 Ekim sabahı olduğunda ne değişiyor?
Asıl soru belki de tam olarak burada başlıyor.
Çünkü hayvanları sevmek, yalnızca onların başını okşamak ya da önlerine bir kap mama bırakmaktan ibaret değil. Onları korumak; yaşam haklarına saygı göstermek, açlıklarına, susuzluklarına, hastalıklarına ve uğradıkları kötü muameleye karşı duyarsız kalmamaktır.
Bir sokak köpeğinin geceyi nerede geçirdiğini düşünmek, yaz sıcağında bir kap suyu kapının önüne koymak, yaralı bir kediyi gördüğümüzde başımızı çevirip gitmemek de bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Onlar konuşamıyor olabilir ama acıyı hissediyorlar.
Korkuyorlar.
Üşüyorlar.
Acıkıyorlar.
Seviliyor olmayı da en az bizim kadar fark ediyorlar.
Ne yazık ki bugün hâlâ sokaklarda terk edilmiş hayvanlarla karşılaşıyoruz. Bir hevesle sahiplenilip kısa süre sonra sokağa bırakılan canlar var. Şiddete uğrayan, aç bırakılan, araçların çarpıp geçtiği hayvanlar var.
Belki de 4 Ekim'in bize hatırlatması gereken en önemli gerçek şu: Bir hayvanın hayatı, bizim keyfimize bağlı bir eşya değildir.
Sahiplenmek bir heves değil, sorumluluktur.
Bir hayvanı eve almak; yalnızca onun sevimli anlarına ortak olmak anlamına gelmez. Hastalandığında veterinere götürmeyi, yaşlandığında yanında kalmayı, hayat şartları değiştiğinde onu ilk gözden çıkarılacak canlı olarak görmemeyi de kabul etmek demektir.
Sokakta yaşayan hayvanlar konusunda ise yalnızca vatandaşlara değil, yerel yönetimlere ve ilgili kurumlara da büyük görevler düşüyor. Barınma, tedavi, kısırlaştırma, rehabilitasyon ve sahiplendirme çalışmalarının düzenli ve şeffaf biçimde yürütülmesi gerekiyor.
Ancak hiçbir yasa, hiçbir belediye çalışması, toplumda merhamet duygusu oluşmadan tek başına yeterli olmaz.
Çocuklarımıza hayvan sevgisini öğretmeliyiz.
Bir kediyi tekmelememenin “iyilik” değil, zaten olması gereken davranış olduğunu anlatmalıyız. Bir köpeğe taş atmamanın, bir kuşun yuvasını bozmamanın, sokaktaki bir canlının önüne su koymanın insan olmanın doğal bir parçası olduğunu göstermeliyiz.
Çünkü hayvanlara nasıl davrandığımız, aslında nasıl bir toplum olduğumuzun da aynasıdır.
Bugün 4 Ekim.
Bugün onları biraz daha çok konuşacağız.
Ama keşke mesele yalnızca bir güne sığmasa.
Keşke sokaktaki bir canlının yardım çağrısını duymak için takvimde 4 Ekim'i beklemesek.
Bir kap su bazen hayat kurtarır.
Bir telefon yaralı bir hayvanı hayata döndürür.
Bir sahiplenme, bir canlının kaderini tamamen değiştirir.
Ve bazen yalnızca başımızı çevirmemek bile çok şeyi değiştirir.
4 Ekim Hayvanları Koruma Günü, kutlanan bir gün olmanın ötesinde bize vicdanımızı hatırlatan bir gün olsun.
Çünkü dünya yalnızca insanların değil.
Bu dünyayı onlarla paylaşıyoruz.
Ve onların sesi olmak, sadece 4 Ekim'de değil, yılın 365 günü bizim sorumluluğumuz.