Bir okul kantininde kirden rengi değişmiş bir tost makinesi…

Dolapta ise son kullanma tarihinin üzerinden bir yılı aşkın süre geçmiş hazır tavuk döner…

İnsan gördüğü anda ister istemez şu soruyu soruyor:

Biz çocuklarımıza gerçekten ne yediriyoruz?

Hatay’ın Dörtyol ilçesinde okul kantinlerine yönelik yapılan zabıta denetimlerinde ortaya çıkan görüntüler, yalnızca bir işletmenin hijyen eksikliğini göstermiyor. Asıl mesele çok daha büyük. Çünkü söz konusu olan herhangi bir büfe, herhangi bir lokanta ya da herhangi bir müşteri değil.

Söz konusu olan çocuklar.

Üstelik çoğu, satın aldığı ürünün son kullanma tarihine bakmayı düşünmeyecek kadar küçük çocuklar.

Bir yetişkin kötü görünen bir ürünü fark edip almaktan vazgeçebilir. Kokuyu hisseder, ambalajı inceler, tarihine bakar. Ama ilkokula giden bir çocuk kantine girdiğinde karşısındaki yetişkine güvenir.

Verdiği paranın karşılığında sağlıklı bir yiyecek aldığını düşünür.

İşte tam da bu nedenle okul kantinleri sıradan ticarethaneler değildir.

Denetim sırasında zabıta müdürünün yönelttiği “Bu tost makinesinden tost yer misiniz?” sorusu aslında olayın tamamını özetliyor.

Cevap belli.

Kendimizin yemeyeceği bir yiyeceği neden bir çocuğa yediriyoruz?

Kendi çocuğumuzun önüne koymayacağımız ürünü neden başka bir çocuğun önüne koyabiliyoruz?

Üstelik mesele yalnızca kirli bir tost makinesi de değil. Son kullanma tarihinin üzerinden yaklaşık bir yıl geçmiş tavuk ürününün okul kantininde bulunması çok daha ciddi bir tabloyu ortaya koyuyor.

Tavuk gibi saklama koşullarına son derece dikkat edilmesi gereken bir gıda ürününde böyle bir ihmali “dalgınlık” diyerek geçiştirmek mümkün değil.

Çünkü bunun sonucu basit bir mide ağrısı olmayabilir.

Elbette belediye ekiplerinin yaptığı denetimler önemli. Ancak burada başka sorular da sorulmalı.

Bu kantinler ne kadar sıklıkla denetleniyor?

Okul yönetimleri kantinleri kontrol ediyor mu?

Veliler gördükleri olumsuzlukları nereye bildiriyor?

Kantin işletmecilerine hijyen konusunda yeterli eğitim veriliyor mu?

Ve belki de en önemlisi, denetimler yalnızca şikâyet geldiğinde mı yapılıyor, yoksa düzenli şekilde mi gerçekleştiriliyor?

Çünkü çocuk sağlığı konusunda sistemin “bir şey olursa müdahale ederiz” anlayışıyla çalışmaması gerekir.

Bir çocuğun zehirlenmesini bekledikten sonra yapılacak denetimin çok fazla anlamı yoktur.

Asıl başarı, o çocuğun hastaneye gitmesini engelleyebilmektir.

Okul kantininde alışveriş yapan çocuklara yalnızca “müşteri” gözüyle bakılamaz.

Çocuk, tüketici olarak yetişkinle aynı bilinç düzeyinde değildir.

Hangi ürünün sağlıklı olduğunu, hangi yiyeceğin uygun koşullarda saklanmadığını ya da bir ürünün neden risk taşıdığını her zaman anlayamaz.

Bu nedenle okul kantini işleten kişinin sorumluluğu da normal bir esnaftan daha ağırdır.

Bir çocuğa satış yapmak, sadece para alıp ürün vermek değildir.

Aynı zamanda bir emanete sahip çıkmaktır.

Haberin belki de en düşündürücü bölümü ise son kullanma tarihi 2025 yılında bitmiş bir ürünün 2026 yılında hâlâ okul kantinindeki dolapta bulunması.

Bir gün değil.

Bir hafta değil.

Bir ay bile değil.

Yaklaşık bir yıl.

Böyle bir ürünün o dolapta nasıl kaldığı mutlaka araştırılmalı.

Satış için mi tutuluyordu?

Unutuldu mu?

Daha önce kullanıldı mı?

Başka tarihi geçmiş ürünler var mıydı?

Çünkü burada mesele yalnızca bir paket döner değil.

Mesele, kontrol mekanizmasının çalışıp çalışmadığıdır.

Anne ve babalar çocuklarını sabah okula gönderirken matematik dersini, sınavını, ödevini düşünüyor.

Hiçbir veli, “Acaba bugün kantinden aldığı tost çocuğumu zehirler mi?” diye düşünmek zorunda kalmamalı.

Okul dediğimiz yer yalnızca eğitim verilen bir bina değildir.

Çocuğun gününün büyük bölümünü geçirdiği güvenli alan olmak zorundadır.

Sınıfı güvenli olacak.

Bahçesi güvenli olacak.

Servisi güvenli olacak.

Kantini de güvenli olacak.

Bunun pazarlığı olmaz.

Belki birkaç gün sonra bu görüntüler unutulacak.

Başka bir haber gündeme gelecek.

Başka tartışmalar başlayacak.

Ancak o kirli tost makinesinin görüntüsünü akıldan çıkarmamak gerekiyor.

Çünkü o makine aslında sadece yağ ve kirle kaplı bir mutfak ekipmanı değil.

Denetimsizliğin, ihmalin ve “bir şey olmaz” anlayışının fotoğrafı.

Çocuklara gelince “bir şey olmaz” diyemeyiz.

Çocuklara gelince daha dikkatli olmak zorundayız.

Daha sık denetlemek, daha ağır yaptırım uygulamak ve en küçük ihmali bile ciddiye almak zorundayız.

Çünkü kantindeki tostun fiyatı birkaç on lirayla ölçülebilir.

Ama bir çocuğun sağlığının fiyatı yoktur.