Başakşehir’de bir ortaokulda yaşanan bıçaklı saldırı haberi, birkaç satırlık bir adli vaka olarak okunup geçilecek türden değil.

İddiaya göre okuldan daha önce mezun olan lise öğrencisi bir kız, forma giyerek eski okuluna girdi ve 6 öğrenciyi bıçakla yaraladı. Yaralı çocuklar hastaneye kaldırıldı, saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen öğrenci ise gözaltına alındı.

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:

Bir öğrenci, artık öğrencisi olmadığı bir okula üniformayla nasıl bu kadar rahat girebildi?

Aslında sorulması gereken sorular bununla da sınırlı değil.

Bir okulun kapısından kimin girip çıktığı ne kadar kontrol ediliyor? Mezun bir öğrencinin hâlâ o okulun öğrencisiymiş gibi içeri girmesi nasıl mümkün olabiliyor? Üzerinde kesici bir alet bulunan bir kişi öğrencilerin arasına kadar nasıl ulaşabiliyor?

Çünkü okullar yalnızca ders yapılan binalar değildir. Anne ve babaların sabah çocuklarını teslim ederken “Burada güvende” diye düşündüğü yerlerdir.

Bir veli çocuğunu okula gönderdiğinde matematik sınavından kaç alacağını, ödevini yapıp yapmadığını ya da arkadaşlarıyla yaşadığı küçük tartışmaları düşünebilir. Ama hiçbir anne ve baba çocuğunun okul koridorunda bıçaklı bir saldırıyla karşılaşabileceğini düşünmek istemez.

Başakşehir’de yaşanan olayın ardından velilerin panikle okula koşması bu nedenle hiç şaşırtıcı değil.

Bir anne ya da babanın, okul kapısında “Benim çocuğum iyi mi?” diye beklemek zorunda kalmasından daha ağır kaç görüntü olabilir?

Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir konu daha var.

Olayla ilgili ilk bilgilerde saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen öğrencinin “psikolojik problemleri olduğu” ileri sürülüyor. Bu tür iddialar soruşturma ve uzman değerlendirmeleri tamamlanmadan kesin bir gerçekmiş gibi sunulmamalı.

Daha da önemlisi, ruhsal sorun yaşayan milyonlarca insanı şiddetle özdeşleştirmek son derece yanlış.

Asıl sorulması gereken şudur:

Bu genç daha önce çevresine herhangi bir işaret verdi mi?

Ailesi bir değişiklik fark etti mi?

Okul yıllarında öğretmenlerin dikkatini çeken davranışları oldu mu?

Herhangi bir destek mekanizmasına yönlendirildi mi?

Ve en önemlisi, çocukların ve gençlerin yaşadığı sorunları gerçekten zamanında görebiliyor muyuz?

Çünkü bazı olaylar bir sabah aniden ortaya çıkmış gibi görünür. Oysa geriye dönüp bakıldığında kimi zaman günler, aylar hatta yıllar boyunca fark edilmeyen işaretler bulunabilir.

Burada amaç saldırıyı mazur göstermek değil.

Altı çocuğun yaralandığı ciddi bir olaydan söz ediyoruz. Bunun adli boyutu elbette soruşturulacak ve sorumluluklar belirlenecek.

Ancak sadece “saldırgan yakalandı” diyerek dosyayı kapatırsak bir sonraki olayı önleyemeyiz.

Okul güvenliği yalnızca kapıya bir güvenlik görevlisi koymaktan ibaret değildir.

Okula giriş-çıkışların denetlenmesi, ziyaretçi kayıtlarının tutulması, öğrencilerin kimliklerinin kontrol edilmesi, öğretmenlerin ve okul çalışanlarının olağan dışı durumlara karşı eğitilmesi ve risk taşıyan davranışların erkenden fark edilebilmesi gerekir.

Aynı zamanda gençlerin sorunlarını anlatabilecekleri, yargılanmadan dinlenebilecekleri mekanizmalara ihtiyaç var.

Bugün çocuklar yalnızca okul sınavlarıyla mücadele etmiyor.

Akran zorbalığı, sosyal medya baskısı, aile içi sorunlar, gelecek kaygısı, yalnızlık, dışlanma ve başarısızlık korkusu da gençlerin hayatının bir parçası.

Bazen yetişkinlerin “ergenlik işte” diyerek geçtiği bir davranış, aslında ciddi bir yardım çağrısı olabilir.

Başakşehir’de yaşanan olay bize bir kez daha gösterdi ki okul güvenliği ile çocukların ruhsal ve sosyal iyilik hali birbirinden ayrı düşünülemez.

Şimdi altı yaralı öğrencinin bir an önce sağlıklarına kavuşmasını diliyoruz.

Fakat birkaç gün sonra olay gündemden düştüğünde asıl sınav başlayacak.

Okul kapılarındaki güvenlik yeniden eski haline mi dönecek?

“Bir daha yaşanmasın” cümlesi yalnızca açıklamalarda mı kalacak?

Yoksa gerçekten eksikler tespit edilip gerekli önlemler alınacak mı?

Çünkü böylesi olaylardan sonra en kolay şey üzülmek, en zor şey ise ders çıkarmaktır.

Ve çocuklarımız söz konusuysa yalnızca üzülmeye değil, ders çıkarmaya mecburuz.