Afyonkarahisar'da yaşanan ve sekiz kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırı, yalnızca bir cinayet haberi değil; şiddetin insan hayatını nasıl hiçe sayabildiğini gösteren korkunç bir trajedi. Geride sekiz yarım kalan hayat, yıkılan aileler ve cevap bekleyen sorular kaldı.

Afyonkarahisar'dan gelen haber, insanın boğazını düğümlüyor.

Sekiz insan…

Sekiz ayrı hayat…

Sekiz ayrı hikâye…

Ve bir anda kararan sekiz dünya…

Birileri sabah evinden çıkarken akşam geri döneceğini düşünüyordu. Belki evde bekleyen çocukları, eşleri, anneleri, babaları vardı. Belki ertesi gün için planlar yapmış, geleceğe dair hayaller kurmuşlardı.

Ama o gün, sekiz insan için hayat sona erdi.

Peki, hangi öfke sekiz insanın canından daha değerli olabilir? Hangi anlaşmazlık, bir insanın yaşama hakkını elinden almayı haklı gösterebilir?

Hiçbiri!

Bir Anlaşmazlığın Bedeli Ölüm Olamaz!

Afyonkarahisar'ın İhsaniye ilçesinde yaşanan saldırının ardından ortaya çıkan bilgiler, yaşanan vahşetin boyutunu daha da ağırlaştırıyor.

Son haberlere göre, saldırı şüphelisinin ilk ifadesinde biçerdöver alışverişinden kaynaklanan bir borç anlaşmazlığından söz ettiği, üç kişiyi bu anlaşmazlık nedeniyle, diğer beş kişiyi ise araçlarını gasp etmek amacıyla öldürdüğünü öne sürdüğü bildirildi. Elbette bunlar henüz soruşturma kapsamında değerlendirilmesi gereken iddialar.

Habertürk Yerel Haberler+1

Ancak sebep ne olursa olsun değişmeyen bir gerçek var:

Para yeniden kazanılır. Mal yeniden alınır. Borç ödenir, anlaşmazlık mahkemede çözülür. Ama giden bir can asla geri gelmez.

Bir insanın öfkesi, başkalarının yaşama hakkının önüne geçemez.

Bir kişinin kendi sorunlarını çözmek için silaha sarılması, yalnızca karşısındaki insanı değil; bir aileyi, bir mahalleyi, bazen de bütün bir toplumu yaralar.

Sekiz Kişi Değil, Sekiz Dünya Yok Oldu!

Haberlerde isimler sıralanıyor.

Ahmet Uzel, Bekir Toprak, Noman Toprak, Seydi Ahmet Aydoğmuş, Satı Aydoğmuş, İsmail Şen, Hilal Mete ve Ayşe Sena Demir…

Ama bu isimler yalnızca bir haber metnindeki satırlardan ibaret değil.

Her birinin bir geçmişi, sevdikleri ve yarım kalan bir geleceği vardı.

Bugün onların yakınları hastane kapılarında, cenaze işlemlerinin tamamlanmasını bekliyor.

Düşünsenize…

Sabah konuştuğunuz bir insanın akşam ölüm haberini alıyorsunuz.

Bir daha sesini duyamayacağınızı, yüzünü göremeyeceğinizi, aynı sofraya oturamayacağınızı öğreniyorsunuz.

Bunun acısını hangi kelime anlatabilir?

Hangi teselli bir annenin, bir babanın, bir evladın yüreğindeki boşluğu doldurabilir?

Sekiz insan hayatını kaybetti ama bu olayın acısını ömür boyu taşıyacak insanların sayısı çok daha fazla.

Silah Bir Çözüm Değil, Felakettir!

Artık toplum olarak kendimize bazı soruları sormak zorundayız.

İnsanlar neden anlaşmazlıklarını konuşarak çözmek yerine şiddete başvurabiliyor?

Öfke neden bu kadar kolay ölümcül bir eyleme dönüşebiliyor?

Silaha erişim, tehditlerin ciddiye alınması ve şiddet riskinin önceden fark edilmesi konusunda yeterince etkili önlemler alınıyor mu?

Bu soruların yanıtlarını aramak zorundayız.

Çünkü mesele yalnızca Afyonkarahisar'da yaşanan bu korkunç olay değil.

Mesele, bir insanın başka bir insanın hayatına son vermeyi kendinde hak görebilmesi.

Elbette her cinayetin koşulları farklıdır. Bu saldırıya ilişkin ihmal olup olmadığı da ancak yapılacak incelemelerle ortaya konulabilir. Fakat şiddeti önlemeye yönelik mekanizmaları tartışmak için yeni faciaların yaşanmasını beklememeliyiz.

Silahın konuştuğu yerde vicdan susar. Vicdanın sustuğu yerde ise kaybeden yalnızca hayatını yitirenler değil, bütün toplum olur.

Şimdi Adalet Konuşmalı!

Afyonkarahisar'da sekiz kişinin ölümüne neden olan saldırıyla ilgili soruşturma sürüyor.

Bu süreçte yalnızca saldırının nasıl gerçekleştiğinin değil, bütün yönleriyle nedenlerinin de aydınlatılması gerekiyor.

Olay öncesinde tehditler yaşandı mı? Yaşandıysa ilgili makamlara bildirildi mi? Saldırıların önlenmesine imkân sağlayabilecek bir uyarı veya ihmal var mıydı?

Bunlar cevapsız kalmaması gereken sorular.

Adaletin görevi yalnızca suç işlendiğinde ceza vermek değil; delilleri eksiksiz değerlendirerek gerçeği ortaya çıkarmak ve hukukun gereğini yerine getirmektir.

Toplumun beklentisi de budur.

Unutulan Her Acı, Yeni Bir Sessizliktir!

Birkaç gün sonra başka haberler konuşulacak.

Başka gündemler ortaya çıkacak.

Televizyon ekranlarında yeni tartışmalar başlayacak.

Ama Afyonkarahisar'da hayatını kaybeden sekiz kişinin aileleri için zaman artık eskisi gibi akmayacak.

Onların sofralarında boş sandalyeler kalacak.

Telefon rehberlerinde bir daha arayamayacakları numaralar bulunacak.

Bayramlarda eksik kalan insanlar, doğum günlerinde söylenemeyen sözler olacak.

Bizler ise belki bu olayın ayrıntılarını zamanla unutacağız.

İşte asıl korkmamız gereken şey de bu: Cinayet haberlerine alışmak. Ölümleri sayılardan ibaret görmeye başlamak.

Sekiz insanın öldürülmesini yalnızca birkaç gün konuşup sonra hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam edemeyiz.

Çünkü insan hayatı bu kadar ucuz olmamalı.

Çünkü hiçbir borç, hiçbir kavga, hiçbir öfke bir insanın yaşam hakkından üstün değildir.

Ve çünkü bugün Afyonkarahisar'da yükselen feryat, aslında hepimize sesleniyor:

Bir toplumun vicdanı, kaybettiği insanların ardından ne kadar üzüldüğüyle değil, benzer acıların yeniden yaşanmaması için ne yaptığıyla ölçülür.

Hayatını kaybeden sekiz vatandaşımıza Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyorum. Ağır yaralanan vatandaşımızın da sağlığına kavuşmasını temenni ediyorum.

Son sözüm şu:

Sekiz can toprağa düştü. Sekiz ailenin dünyası karardı. Artık öfke değil, hukuk; şiddet değil, insanlık konuşmalı!