Hatay’ın Yayladağı ilçesinde sel sularına karşı tek başına mücadele eden Güllü Karahanlı’nın görüntüleri, yalnızca bir kadının evini kurtarma çabasını değil, afetler karşısında vatandaşın yaşadığı çaresizliği de gözler önüne serdi. Elinde keser, bir eli demirde, ayaklarının altında azgın sular… Peki, bir insan evini korumak için neden hayatını tehlikeye atmak zorunda kalır?

Bir düşünün…

Yaşınız ilerlemiş, yılların emeğiyle bir ev kurmuş, geçiminizi sağlamak için bir sera oluşturmuşsunuz. Sonra bir sabah yağmur başlıyor. Önce sokaklar suyla doluyor, ardından sel suları evinizin kapısına dayanıyor.

O an ne yaparsınız?

Hatay'ın Yayladağı ilçesine bağlı Bezge Mahallesi'nde yaşayan Güllü Karahanlı, işte tam da bu sorunun cevabını hepimize gösterdi.

Ama onun cevabı ne bir yardım ekibini beklemek oldu ne de güvenli bir yere çekilmek…

Elindeki keseri aldı, sel sularının ortasına girdi ve evini kurtarmak için mücadele etmeye başladı.

Bir elinde keser, diğerinde hayata tutunma mücadelesi vardı!

Sel sularının önünü tıkayan taşları kaldırmaya çalışan yaşlı kadın, akıntının şiddeti karşısında demire tutunarak ayakta kalabildi. Bir ara ayakkabısını suya kaptırdı. Ancak bütün bu tehlikeye rağmen evini ve serasını kurtarmaya çalıştı.

Görüntüleri izlerken insanın içi sızlıyor.

Çünkü orada yalnızca sel sularına karşı direnen bir kadın yok.

Orada yılların birikimini kaybetmekten korkan bir insan var.

Orada emeğini, alın terini ve geleceğini korumaya çalışan bir vatandaş var.

Ve en önemlisi, orada kendisini tek başına mücadele etmek zorunda hisseden bir kadın var.

"Ben tek başıma mücadele ediyorum!"

Güllü Karahanlı'nın anlattıkları arasında insanın yüreğine en çok dokunan cümle belki de buydu.

"Ben tek başıma mücadele ediyorum."

Aslında bu beş kelime, uzun uzun yazılacak raporlardan, saatlerce yapılacak açıklamalardan çok daha fazlasını anlatıyor.

Üstelik Karahanlı, yaşadıklarının yeni olmadığını da söylüyor. Taşındığından beri su sorunuyla uğraştığını belirtiyor.

İşte üzerinde durulması gereken asıl mesele de burada başlıyor.

Bir vatandaş aynı sorunla defalarca karşılaşıyorsa, yağmur yağdığında evini su basma korkusu yaşıyorsa, bunun nedenleri araştırılmalı, kalıcı çözümler üretilmelidir.

Yaşlı bir kadının cesareti alkışlanabilir, peki ya bu tehlikeye girmek zorunda kalması?

Elbette Güllü teyzenin azmi hepimizi etkiliyor.

Ama bu görüntüleri yalnızca bir kahramanlık hikâyesi olarak değerlendirmek büyük bir eksiklik olur.

Çünkü mesele, bir kadının ne kadar cesur olduğu değil; neden böylesine tehlikeli bir mücadeleyi kendi başına vermeye çalıştığıdır.

Bir vatandaşın eline keser alıp sel sularının yönünü değiştirmeye çalışması normalleştirilmemeli.

Hele ki canını kurtarmak için demirlere tutunmak zorunda kalması hiç normal karşılanmamalı.

Sel suları bir anda insanı sürükleyebilir. Birkaç saniyelik dikkatsizlik, telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir.

Güllü teyze bugün yaşadıklarını anlatabiliyor.

Peki ya o demire tutunamasaydı?

Peki ya akıntı biraz daha güçlü olsaydı?

Bunun cevabını düşünmek bile istemiyoruz.

Yağmur berekettir ama tedbirsizlik kader değildir!

Güllü Karahanlı'nın sözleri arasında çok anlamlı bir ifade daha var:

"Allah yağmur veriyor, bin şükür ama gerekli önlemlerin de alınmasını istiyoruz."

Ne kadar sade, ne kadar haklı bir talep…

Bu kadın lüks istemiyor.

Ayrıcalık istemiyor.

Sadece evini su basmasın, serası zarar görmesin, yağmur yağdığında korkuyla yaşamaya devam etmesin istiyor.

Afetler karşısında bütün zararları önlemek her zaman mümkün olmayabilir. Ancak riskli noktaların belirlenmesi, su kanallarının bakımının yapılması, drenaj sistemlerinin kontrol edilmesi ve vatandaşların güvenliğinin sağlanması hayati önem taşıyor.

Bu nedenle Yayladağı'nda yaşananların ardından ilgili kurumların su baskınının nedenlerini incelemesi ve aynı tehlikenin yeniden yaşanmaması için gerekli önlemleri değerlendirmesi gerekiyor.

Güllü teyzenin elindeki keser hepimize bir soru soruyor!

Bugün Hatay'da yaşanan bu olay, yarın başka bir şehirde, başka bir mahallede karşımıza çıkabilir.

Selin ortasında evini kurtarmaya çalışan o kadının yerinde annemiz, komşumuz ya da herhangi bir yakınımız olabilirdi.

Bu yüzden o görüntülere yalnızca üzülüp geçemeyiz.

Güllü Karahanlı'nın mücadelesi, afetlere karşı hazırlığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Ve ben bu görüntülerden geriye tek bir soru kaldığını düşünüyorum:

Bir vatandaşın evini korumak için canını tehlikeye atmasını mı konuşacağız, yoksa bir daha hiçbir vatandaşın böyle bir tehlikeyle karşılaşmaması için neler yapılması gerektiğini mi?

Güllü teyzenin sel sularına kaptırdığı ayakkabısı belki yerine konur.

Evindeki zararlar belki onarılır.

Serasındaki kayıplar belki zamanla telafi edilir.

Ama sel sularına kapılmış olsaydı, kaybedilecek bir canın geri dönüşü olmayacaktı.

Unutmayalım; bir şehrin gücü, vatandaşının sel sularına karşı ne kadar cesur mücadele ettiğiyle değil, o mücadeleyi vermek zorunda kalmadan ne kadar güvende yaşayabildiğiyle ölçülür.