Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nail Tikit

Mesele Horlama Değil, Evlilikteki Ağır Kusurlar

Yargıtay’ın bir boşanma davasında verdiği karar, “Horlayan ve diş gıcırdatan erkeklere kötü haber” şeklindeki başlıklarla gündeme taşındı. İlk bakışta kararın, uykusunda horlayan eşleri boşanmada ağır kusurlu saydığı düşünülebilir. Ancak dosyanın ayrıntılarına bakıldığında meselenin yalnızca horlama olmadığı açıkça görülüyor.

Davaya konu evlilikte erkek eşin kadına fiziksel şiddet uyguladığı, öldürmekle tehdit ettiği, küfür ve hakaretlerde bulunduğu mahkemece kabul edilmiş. Bunun yanında sürekli tartışma çıkardığı, geçmişte yaşanan olayları tekrar tekrar gündeme getirdiği ve at yarışı oynadığı da kusur değerlendirmesinde dikkate alınmış.

Kadının ayrı odada yatmasının nedeni ise erkeğin iddia ettiği gibi cinsel soğukluk değil, geceleri aşırı derecede horlaması ve uykusunda dişlerini gıcırdatması olarak değerlendirilmiş.

Buradaki en önemli ayrıntı budur.

Çünkü toplumda zaman zaman boşanma davaları tek bir cümleye indirgeniyor. “Horlama boşanma nedeni sayıldı” denilerek karar ilginç veya mizahi bir olay gibi sunuluyor. Oysa yargılama konusu evlilikte şiddet, tehdit, hakaret ve psikolojik baskı gibi çok daha ağır iddialar bulunuyor.

Bir insanın istem dışı olarak horlaması tek başına kötü eş olduğu anlamına gelmez. Horlama çoğu zaman kişinin kontrolünde olmayan, hatta sağlık sorunlarından kaynaklanabilen bir durumdur. Aynı şekilde uykuda diş gıcırdatma da stres, uyku bozuklukları veya çeşitli sağlık problemleriyle ilişkili olabilir.

Ancak eşlerden biri bu durumdan ciddi biçimde rahatsız oluyor ve aynı odada uyuyamıyorsa çözüm aramak gerekir. Doktora gitmek, tedavi seçeneklerini değerlendirmek, uyku düzenini değiştirmek veya eşin dinlenme hakkına saygı göstermek evlilik içindeki sorumluluğun bir parçasıdır.

Sorunu tamamen reddetmek ve eşin yaşadığı rahatsızlığı küçümsemek ise başka bir meseledir.

Dosyada kadının, erkeğin psikolojik sorunları bulunduğunu ve tedavi ya da destek almayı reddettiğini öne sürmesi de dikkat çekiyor. Elbette psikolojik bir sorun yaşamak tek başına kusur değildir. Fakat kişinin davranışları eşine zarar veriyorsa ve çözüm yollarını sürekli reddediyorsa evlilik birliği giderek daha fazla yıpranabilir.

Evlilik yalnızca aynı evde yaşamak değildir. Birbirinin fiziksel ve ruhsal sınırlarına saygı göstermek, sorunlar karşısında ortak çözüm aramak ve karşı tarafın yaşamını çekilmez hale getirmemek gerekir.

Bu davada erkeğin, eşinin son 10 yıldır yatakları ayırdığını ve cinsel yönden soğuk davrandığını ileri sürdüğü görülüyor. Kadın ise ayrı yatmasının nedenini horlama ve diş gıcırdatma olarak açıklıyor. Mahkeme de kadının bu savunmasını haklı buluyor.

Bu ayrıntı, evliliklerde yaşanan iletişim kopukluğunu da gösteriyor. Bazen bir taraf, diğerinin davranışını ilgisizlik veya sevgisizlik olarak yorumlarken karşı taraf aslında kendisini korumaya çalışıyor olabilir. Sorun zamanında konuşulmadığında kırgınlıklar büyüyor, taraflar birbirlerini suçlamaya başlıyor ve yıllar sonra mahkeme salonunda tamamen farklı evlilik hikâyeleri anlatılıyor.

Ancak hiçbir iletişim sorunu fiziksel şiddeti, tehdidi ve hakareti haklı çıkaramaz.

Bu nedenle kararın merkezine horlamayı koymak, dosyadaki asıl tabloyu gölgede bırakıyor. Ağır kusur değerlendirmesinin temelinde şiddet uygulayan, tehdit eden ve hakaret eden bir eş bulunuyor. Horlama ve diş gıcırdatma ise kadının neden ayrı odada uyuduğunu açıklayan unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin tazminat yönünden verdiği bozma kararında da tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusurun ağırlığı ve günün ekonomik şartları dikkate alınmış. Kadına verilen nafaka ve tazminat miktarlarının yetersiz olduğu değerlendirilmiş.

Bu da başka bir gerçeği ortaya koyuyor: Boşanma kararının verilmesi, mağdur olan tarafın yaşadığı maddi ve manevi kayıpların tamamen giderildiği anlamına gelmiyor. Özellikle uzun süren evliliklerde ekonomik bağımlılık, çocukların sorumluluğu ve yıllarca devam eden psikolojik yıpranma, boşanma sonrasında da etkisini sürdürebiliyor.

Mahkemelerin nafaka ve tazminat belirlerken yalnızca rakamlara değil, hayatın gerçeklerine bakması gerekiyor.

Sonuç olarak bu karar, “Horlayan erkek tazminat ödeyecek” şeklinde özetlenebilecek bir karar değildir. Bu yaklaşım hem hukuki değerlendirmeyi basitleştirir hem de şiddet ve tehdit iddialarını ikinci plana iter.

Burada asıl konuşulması gereken, evlilik içinde şiddetin hiçbir gerekçeyle normalleştirilemeyeceğidir. Eşine hakaret eden, onu tehdit eden ve fiziksel şiddet uygulayan kişinin ağır kusurlu sayılması şaşırtıcı değil, hukuk düzeninin doğal sonucudur.

Horlama tedavi edilebilir bir sağlık sorunu olabilir.

Fakat şiddet, tehdit ve hakaret bir uyku problemi değildir.

Mesele horlama değil; eşinin huzurunu, güvenliğini ve insanlık onurunu hiçe sayan davranışlardır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + 8 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER