Bazı haberleri okurken insanın eli klavyeye gitmiyor. Çünkü ne yazsanız eksik, hangi kelimeyi kullansanız yetersiz kalıyor. Manisa’nın Salihli ilçesinden gelen haber de bunlardan biri…

Bir adamın, yıllardır hayatını paylaştığı eşine ve kendi evladına bıçakla saldırdığı iddia ediliyor. Üstelik saldırıya uğrayanlardan biri 52 yaşındaki eşi, diğeri ise 24 yaşındaki kızı…

İnsan ister istemez soruyor: Bu nasıl bir öfke? Bu nasıl bir vicdansızlık? Bir insan eşine, kendi kızına nasıl bıçak kaldırabilir?

O ev, anne ve kız için en güvenli yer olması gerekirken bir anda korkunun adresine dönüşüyor. İnsan dışarıdaki tehlikeden kaçar, evine sığınır. Peki tehlike evin içindeyse? Üstelik o tehlike, yıllardır aynı sofraya oturduğunuz, aynı çatıyı paylaştığınız kişiden geliyorsa?

İşte asıl ürkütücü olan da bu.

Olayın neden çıktığı henüz bilinmiyor. Ancak hiçbir tartışma, hiçbir anlaşmazlık, hiçbir öfke bir insana karşı bıçak kullanılmasını haklı çıkaramaz. Hele karşınızdaki insan eşiniz ve kızınızsa bunun bahanesi olamaz.

Bugün yine iki kadın hastanede tedavi görüyor. Yine bir aile paramparça. Yine geriye korku, travma ve cevap bekleyen sorular kaldı.

Şüpheli D.K.’nin polis tarafından gözaltına alındıktan sonra “kasten yaralama” suçundan tutuklanarak cezaevine gönderilmesi elbette yargı sürecinin bir parçası. Bundan sonrasına mahkeme karar verecek.

Bir Mahalle Gece Yarısı Sokağa Çıkıyorsa Orada Bir Sorun Vardır
Bir Mahalle Gece Yarısı Sokağa Çıkıyorsa Orada Bir Sorun Vardır
İçeriği Görüntüle
Ancak toplum olarak bizim üzerinde durmamız gereken başka bir mesele var: Öfkeyi neden hâlâ şiddetle çözüyoruz?

Bir tartışmada kapıyı çekip çıkmak varken neden bıçağa sarılınıyor? Konuşmak, uzaklaşmak, yardım istemek mümkünken neden bir insanın bedenine zarar vermek tercih ediliyor?

Şiddet bir “sinir anı” değildir. Şiddet, mazur görülebilecek bir tepki hiç değildir. “Çok öfkelenmiş”, “kendini kaybetmiş”, “aile içinde tartışmışlar” gibi ifadeler de yaşananların ağırlığını hafifletemez.

Çünkü bıçak yarası kapanabilir; fakat insanın en yakınından gördüğü şiddetin açtığı yara belki bir ömür kapanmaz.

Bir kız çocuğunun babasına yeniden aynı gözle bakabilmesi mümkün mü? Bir kadının yıllarca aynı hayatı paylaştığı insanın kendisine bıçak kaldırmasını unutması kolay mı?

Asıl üzerinde düşünmemiz gereken bunlar.

Her kadın kendi evinde güvende olmak zorunda. Her çocuk, kaç yaşında olursa olsun, babasının yanında korkmadan yaşayabilmeli. Aile dediğimiz yer korkunun değil, güvenin adresi olmalı.

Bu yüzden bu tür olayları yalnızca birkaç satırlık bir adliye haberi olarak okuyup geçmemeliyiz.

Çünkü mesele sadece Salihli’de yaşanan bir olay değil.

Mesele, öfkesini kontrol edemeyen bir insanın en yakınındakilerin hayatını birkaç saniye içinde nasıl değiştirebildiği…

Ve insanın aklında tek bir soru kalıyor:

Eşine ve kendi evladına bıçak kaldıracak kadar gözünü karartan bir öfkeye insan nasıl teslim olabilir?

Gerçekten, bu nasıl canilik?