Bazı insanlar için bir ineğin uçurumdan düşerek telef olması, yalnızca üzücü bir hayvan kaybı olarak görülebilir. Ancak Hakkari’nin Yüksekova ilçesine bağlı Yeniışık köyünde yaşanan olay, yoksulluğun ve çaresizliğin ne kadar ağır bir gerçek olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Yedi çocuk annesi Ayni Özbek’in kaybettiği inek, sadece ahırda beslenen bir hayvan değildi. O inek, ailenin sofrasına konulan ekmekti. Çocukların ve torunların içtiği süttü. Evin günlük masraflarını karşılayan tek gelir kapısıydı. Belki de gelecek kış için bir güvenceden, zor günlerde satılabilecek son varlıktan ibaretti.
İneğin yaklaşık 200 metrelik uçurumdan düşerek telef olduğunu öğrenen Ayni Özbek’in sarp araziye koşması ve saatlerce hayvanın başından ayrılamaması, yaşanan kaybın büyüklüğünü anlatmaya yetiyor. Onun gözyaşları yalnızca sevdiği bir hayvan için dökülmedi. O gözyaşlarında çocuklarının yarını, evinin geçimi ve bundan sonra ne yapacağına dair duyduğu korku vardı.
“Benim dünyam başıma yıkıldı” sözünü bu nedenle sıradan bir üzüntü ifadesi olarak görmemek gerekiyor. Gerçekten de Ayni Özbek’in dünyası başına yıkıldı. Çünkü bazı ailelerin dünyası bir maaş bordrosuna, banka hesabına ya da birikime dayanmıyor. O dünya bazen tek bir ineğin verdiği süte, birkaç kilo peynire ve satılacak bir miktar yoğurda bağlı oluyor.
Ailenin oğlu İshak Özbek’in, “Küçücük çocuğumuzun içeceği bir damla süt bile kesildi” sözleri de meselenin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Büyük şehirlerde market raflarında kolayca ulaşılan süt, peynir ve yoğurt, bu aile için doğrudan hayatta kalma meselesi. İneğin ölümüyle yalnızca ekonomik kazanç değil, evin temel gıda kaynaklarından biri de yok oldu.
Bu olay, kırsalda yaşayan dar gelirli ailelerin ne kadar kırılgan şartlarda hayatlarını sürdürdüğünü gösteriyor. Bir hayvanın hastalanması, bir doğal afet, bir kaza ya da kuraklık, bir ailenin bütün geçim düzenini bir anda ortadan kaldırabiliyor. Çünkü bu ailelerin çoğunun kaybını telafi edecek birikimi, sigortası veya düzenli geliri bulunmuyor.
Burada kamu kurumlarına, yerel yöneticilere, hayırseverlere ve sivil toplum kuruluşlarına önemli bir sorumluluk düşüyor. Ayni Özbek ve ailesine yeni bir geçim kaynağı sağlanması, yalnızca bir yardım faaliyeti olarak değerlendirilmemeli. Bu, bir ailenin yeniden ayağa kaldırılması anlamına gelecektir.
Ayni Özbek’in gözyaşları birkaç gün konuşulup unutulmamalı. Sosyal medyada paylaşılan görüntüler yalnızca kısa süreli bir üzüntüye dönüşmemeli. Çünkü gerçek dayanışma, acıyı paylaşan cümleler kurmaktan çok, o acıyı hafifletecek adımlar atmaktır.
Belki bir inek alınarak bu ailenin geçim kapısı yeniden açılabilir. Belki çocukların sütü yeniden sofraya konulabilir. Belki de Ayni Özbek’in “Şimdi ne yapacağız?” sorusuna toplum olarak somut bir cevap verebiliriz.
Unutmayalım ki o uçurumdan düşen yalnızca bir inek değildi. Bir annenin umudu, yedi çocuklu bir ailenin rızkı ve küçük bir çocuğun sütü de o kayalıkların arasında kaldı.

YORUMLAR