Adana’nın Sarıçam ilçesinden gelen görüntüleri izlemek kolay değil. Bir balkon, bir sopa, kendisini elindeki çarşafla korumaya çalışan bir kadın ve mahallede yankılanan yardım çığlıkları…
İnsan bazen bir görüntünün karşısında ne söyleyeceğini bilemiyor. Çünkü bazı görüntüler kelimeleri yetersiz bırakıyor. Bir insanın korkusunu, çaresizliğini ve kendisini korumaya çalışırken yaşadığı o anları tarif etmek mümkün olmuyor.
Gültepe Mahallesi’nde yaşanan olayda, iddiaya göre bir kişi henüz bilinmeyen bir nedenle balkonda bulunan kadına sopayla saldırıyor. Kadın ise elindeki çarşafı adeta bir kalkana dönüştürmeye çalışıyor.
Bir çarşaf…
Bir insanın kendisini sopadan koruyabilmek için bulabildiği tek şey.
Belki de görüntülerde insanın içini en fazla acıtan ayrıntılardan biri tam olarak bu.
Kadının yardım çığlıkları mahallede yankılanıyor. Birileri duyuyor, birileri yaşananları cep telefonu kamerasıyla kaydediyor. Ardından saldırganın kadını saçından tutarak balkondan evin içerisine götürdüğü görülüyor.
Ve görüntü burada bitiyor.
Ama insanın zihnindeki sorular bitmiyor.
O kapı kapandıktan sonra ne oldu? O kadın ne yaşadı? O an korkudan ne düşündü? Bir insan, kendisini güvende hissetmesi gereken bir yerde neden böylesine korkmak zorunda kaldı?
Belki de bizi asıl yaralayan, bu soruların cevabını bilmiyor oluşumuz.
Olayın neden yaşandığı henüz bilinmiyor. Tarafların durumuna ilişkin incelemeler sürüyor. Fakat nedeni ne olursa olsun değişmeyen bir gerçek var: Şiddetin haklı bir gerekçesi olamaz.
Öfke bahane değildir. Tartışma bahane değildir. Anlaşmazlık bahane değildir.
Bir insanın başka bir insana korku yaşatmasının, eline sopa almasının, onu çaresiz bırakmasının kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur.
Üstelik mesele yalnızca bir kişinin aldığı darbeler değildir. Şiddet, mağdurun bedeninde olduğu kadar ruhunda da iz bırakır. Bazen görüntüler birkaç dakika sürer ama yaşanan korkunun izi yıllarca devam edebilir.
Belki bugün üzerinde düşünmemiz gereken asıl soru şu: Bir kadın yardım istediğinde biz ne yapıyoruz?
Başımızı mı çeviriyoruz? “Beni ilgilendirmez” mi diyoruz? Yoksa o çığlığın bir insanın yardım çağrısı olduğunu hatırlıyor muyuz?
Çünkü şiddet yalnızca dört duvar arasında kalanların meselesi değildir. Bir balkondan yükselen yardım çığlığı, onu duyan herkesin vicdanına ulaşır.
Bugün Adana’dan gelen o görüntülerde bir kadın elindeki çarşafla kendisini korumaya çalışıyor.
İnsan izlerken sadece üzülmüyor.
İçi acıyor.
Çünkü hiçbir kadın, hiçbir insan, kendisini bir sopadan çarşafla korumaya çalışmak zorunda kalmamalı.
Hiçbir yardım çığlığı cevapsız kalmamalı.
Ve hiçbir şiddet görüntüsü, birkaç saniye izlenip ardından unutulan sıradan bir görüntüye dönüşmemeli.
O balkondan yükselen ses bize bir şeyi yeniden hatırlatmalı:
Şiddete alışmamalıyız. Sessizleşmemeliyiz. Unutmamalıyız.
Çünkü bir toplumun insanlığı, en savunmasız anında yardım isteyen bir insanın sesini duyup duymadığıyla da ölçülür.
