Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesinden gelen haber, ilk okunduğunda insana “Bu nasıl olur?” dedirtiyor. Evinden ayrıldıktan sonra kendisinden uzun süre haber alınamayan 58 yaşındaki O.T., jandarma ekiplerinin araması sonucunda mezarlığın malzeme deposundaki bir tabutun içinde sağ olarak bulundu.
Bir insan neden tabutun içine girer?
Haberin en dikkat çekici ve cevapsız kalan tarafı da bu. O.T.’nin oraya nasıl gittiği, neden tabutun içine uzandığı henüz bilinmiyor. Belki bir anlık korku, belki zihinsel bir karmaşa, belki de kimseye anlatamadığı derin bir sıkıntı… Sebebi ne olursa olsun bu olay, yalnızca sıra dışı bir kayıp vakası olarak görülmemeli.
Çünkü bazen insanlar gözümüzün önünde yaşarken de kaybolabilir.
Aynı evde oturduğumuz, aynı sofraya oturduğumuz, sokakta selam verdiğimiz kişiler iç dünyalarında büyük mücadeleler yaşayabilir. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünürken insanın içinde kopan fırtınaları kimse fark etmeyebilir. Belki de bu nedenle “Neden tabuta girdi?” sorusundan önce “Bu insan neler yaşadı?” sorusunu sormamız gerekiyor.
Olayın sevindirici tarafı, kayıp vatandaşın sağ olarak bulunmasıdır. Ailesinin zaman kaybetmeden jandarmaya başvurması, ekiplerin arama çalışmaları ve sağlık görevlilerinin müdahalesi sayesinde olası bir facianın önüne geçildi.
Ancak olay burada kapanmamalı.
O.T.’nin yalnızca fiziksel sağlık durumunun değil, psikolojik ve sosyal durumunun da değerlendirilmesi gerekir. Çünkü bir kişinin mezarlıkta bulunan tabutun içine girmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir davranıştır. İnsanları yargılamak, alay konusu yapmak ya da olayı yalnızca “ilginç haber” olarak sunmak kolaydır. Zor olan ise o davranışın arkasındaki sessiz çığlığı duyabilmektir.
Son yıllarda yalnızlık, geçim sıkıntısı, aile sorunları ve ruhsal problemler toplumun her kesiminde giderek daha görünür hâle geliyor. Özellikle küçük yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşlar, yaşadıkları problemleri dile getirmekten çekinebiliyor. “El âlem ne der?” düşüncesi, birçok insanın yardım istemesini engelliyor.
Oysa yardım istemek zayıflık değildir.
Ailelerin de yakınlarının davranışlarındaki değişiklikleri önemsemesi gerekiyor. İçine kapanma, evden uzaklaşma, alışılmadık hareketlerde bulunma ve uzun süre haber vermeme gibi durumlar basit bir kırgınlık olarak değerlendirilmemeli.
Boğazlıyan’da yaşanan olay, tuhaflığıyla birkaç gün konuşulup unutulabilir. Fakat bize bıraktığı asıl soru unutulmamalı:
Çevremizde gerçekten kaybolan insanları fark edebiliyor muyuz?
Bazen kayıp bir insan kilometrelerce uzağa gitmez. Bazen hemen yanı başımızdadır; bir odanın içinde, bir mezarlığın deposunda ya da kendi sessizliğinin derinliklerinde saklanır.
Önemli olan, onu zamanında bulabilmektir.

YORUMLAR