Hatay’ın Antakya ilçesinde bir züccaciye mağazasının açılışında yaşanan yoğunluk, ilk bakışta sıradan bir indirim izdihamı gibi görülebilir. İnsanlar uygun fiyatlı tabak, bardak, tencere ya da çeşitli ev eşyalarını alabilmek için saatlerce beklemiş, kepenklerin açılmasıyla birlikte mağazaya akın etmiş. Ancak bu görüntülerin arkasında yalnızca alışveriş heyecanı değil, vatandaşın geçim mücadelesi ve ekonomik şartların gündelik hayata yansıması bulunuyor.
Mağazadaki ürünlerin 50 TL ile 150 TL arasında değişmesi, sabahın erken saatlerinden itibaren uzun kuyrukların oluşmasına neden olmuş. Saat 11.00’de mağaza açıldığında hem içeride hem de dışarıda büyük bir kalabalık yaşanmış. Vatandaşların ürünlere ulaşmak için birbirleriyle yarışması, indirimli eşyanın artık ne kadar önemli hale geldiğini açıkça gösteriyor.
Alışveriş için üç saat bekleyen Saadet Atmaca’nın, “Bir kilo domates fiyatına eşyalar var” sözleri aslında yaşananların en çarpıcı özeti. Bu cümle, yalnızca ürünlerin ucuzluğunu anlatmıyor. Aynı zamanda gıda fiyatlarının geldiği noktayı, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için nasıl hesap yapmak zorunda kaldığını ve küçük bir indirimin bile vatandaş açısından ne kadar büyük anlam taşıdığını ortaya koyuyor.
Bir zamanlar mağaza açılışlarında yaşanan kalabalıklar meraktan, eğlenceden veya yeni ürünleri görmekten kaynaklanırdı. Bugün ise insanlar uygun fiyatlı bir mutfak eşyası alabilmek için saatlerce sıra bekliyor. Çünkü artık bir tabağın kırılması, bir tencerenin eskimesi ya da bir bardağın yenilenmesi bile aile bütçesinde ayrıca hesaplanması gereken bir harcama haline geldi.
Üstelik bu görüntülerin yaşandığı yer Hatay. Depremin ağır izlerini taşıyan şehirde vatandaşlar bir yandan hayatlarını yeniden kurmaya, diğer yandan günlük ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Evini, eşyasını, yakınlarını veya düzenini kaybetmiş insanların uygun fiyatlı ürünlere gösterdiği ilgi şaşırtıcı değil. Deprem bölgesinde bir ev eşyası yalnızca tüketim ürünü değildir. Bazen yeniden kurulan bir sofranın, yeni bir başlangıcın ve normale dönüş çabasının parçasıdır.
Mağaza çalışanı Oktay Uyanık’ın, izdihamda kimsenin zarar görmediğini açıklaması sevindirici. Ancak benzer kampanyalarda güvenlik önlemlerinin daha güçlü alınması gerektiği de unutulmamalı. İnsanların ucuz ürünlere ulaşma isteği, kontrolsüz kalabalıklar nedeniyle tehlikeye dönüşmemeli. Mağazaların girişleri kademeli olarak düzenlenmeli, sıra sistemi kurulmalı ve özellikle çocuklar ile yaşlıların bulunduğu ortamlarda gerekli önlemler eksiksiz uygulanmalıdır.
Burada eleştirilmesi gereken, saatlerce kuyrukta bekleyen vatandaş değildir. İnsanlar bütçelerine uygun ürün bulduklarında doğal olarak değerlendirmek isteyecektir. Asıl sorgulanması gereken, vatandaşın neden küçük bir ev eşyasını alabilmek için açılış kampanyalarına mecbur kaldığıdır. Bir ürünün 50 TL olması neden bu kadar büyük heyecan yaratıyor? İnsanlar neden sabahın erken saatlerinde sıraya giriyor? Neden üç saat beklemeyi göze alıyor?
Çünkü hayat pahalı, gelirler sınırlı ve ihtiyaçlar ertelenemiyor.
Antakya’daki mağaza açılışında yaşanan izdiham, yalnızca bir alışveriş haberi değildir. Bu görüntüler, toplumun ekonomik fotoğrafıdır. Vatandaşın ucuz ürün için verdiği mücadele, ev ekonomisinin ne kadar kırılgan hale geldiğini gösteriyor.
“Bir kilo domates fiyatına eşya” sözü belki kulağa ilginç geliyor. Fakat bu sözün içinde hem hayat pahalılığı hem de uygun fiyatlı ürüne duyulan büyük ihtiyaç var.
İnsanların indirimli tabak ve tencere alabilmek için birbirleriyle yarışmadığı, temel ihtiyaçlara ulaşmanın izdihama dönüşmediği günler görmek dileğiyle…

YORUMLAR