Bir insan düşünün…
Hakkında 15 yıl kesinleşmiş hapis cezası var ve yakalanmamak için gidip kullanılmayan bir cami tuvaletinde yaşamayı seçiyor. İşte suçun insanı getirdiği nokta tam olarak budur.
Konya’da yaşanan olay sadece sıradan bir asayiş haberi değil. Aynı zamanda suçla geçen bir hayatın nasıl sefalete dönüştüğünün açık bir göstergesi. Çünkü dürüst yaşayan insanlar gece başını yastığa huzurla koyarken, suçla yaşayanlar en sonunda karanlık köşelerde saklanmak zorunda kalıyor.
Düşünün…
İki ay boyunca bir tuvalette saklanıyorsunuz. Sürekli korku içindesiniz. Her gelen seste panikliyorsunuz. Gün ışığından kaçıyor, insanlardan saklanıyor, hayatınızı dört duvar arasında çürütüyorsunuz. Bu mudur özgürlük?
Bazıları suçu “kolay para”, “uyanıklık” ya da “sistemle mücadele” gibi göstermeye çalışıyor. Ama gerçek çok başka. Suçun sonu ya mezarlıkta ya cezaevinde ya da insan onurunu kaybetmiş bir hayatın içinde bitiyor.
Üstelik yakalandığı yerde bulunan bıçak, makas ve çok sayıda anahtar da olayın vahametini daha da artırıyor. İnsan ister istemez soruyor:
Bir insan hayatını neden bu hale getirir?
Belki de en acı tarafı şu…
Bazı insanlar kısa yoldan yaşam kurmaya çalışırken aslında kendi hayatlarını yavaş yavaş yok ediyor. Emek vermeden kazanmanın, başkasının hakkına girmenin, yasa dışı yollarla yaşam sürmenin sonunda kimse mutlu olmuyor. Sonunda ya kaçıyorlar ya saklanıyorlar ya da toplumdan tamamen kopuyorlar.
Bir cami tuvaletinde geçen iki ay aslında büyük bir çöküşün özeti gibi. Çünkü insan sadece polisten kaçmıyordu; kendi hayatının enkazında yaşamaya çalışıyordu.
Toplum olarak da artık bazı şeyleri romantikleştirmeyi bırakmamız gerekiyor. Suçu “film sahnesi” gibi görmek, firarileri kahramanlaştırmak ya da yasa dışı hayatları ilginç bulmak çok tehlikeli bir bakış açısı. Çünkü gerçek hayat sosyal medya videolarına benzemez. Gerçek hayatta suçun sonunda sefalet vardır, korku vardır, yalnızlık vardır.
Ve bazen o yolun sonu, kullanılmayan bir cami tuvaletinde biter.

YORUMLAR