Her yıl 10-16 Mayıs tarihleri arasında kutlanan Engelliler Haftası, aslında yalnızca bir farkındalık haftası değil; vicdanlarımızı, şehirlerimizi ve insanlığımızı sorgulama zamanıdır. Çünkü mesele sadece engelli bireylerin yaşadığı zorluklar değil, toplumun onları ne kadar gördüğü ve ne kadar anladığıdır.
Bugün kaldırımlarda yürümekte zorlanan bir tekerlekli sandalye kullanıcısı varsa, bu onun engeli değil; plansız şehirleşmenin sonucudur. Eğer bir görme engelli güvenle karşıdan karşıya geçemiyorsa, sorun onun gözlerinde değil, toplumun duyarsızlığındadır. Asıl engel bazen bir merdiven, bazen yanlış park edilmiş bir araç, bazen de küçücük bir empati eksikliğidir.
Engelli bireyler hayatın tam merkezindedir. Onlar sadece destek bekleyen insanlar değil; çalışan, üreten, başarı hikâyeleri yazan, sanat yapan, sporla dünyaya örnek olan güçlü bireylerdir. Ancak hâlâ birçok insan için erişilebilirlik bir “lüks”, empati ise sadece özel günlerde hatırlanan bir kavram olarak kalıyor. Oysa gerçek medeniyet, en dezavantajlı bireyin bile özgürce yaşayabildiği şehirler kurabilmektir.
Bir gün herkes engelli adayı olabilir. Hayatın ne getireceği bilinmez. Bu nedenle bugün yapılan her duyarlı davranış, yarının daha yaşanabilir toplumunu oluşturur. Kaldırıma aracını park etmeyen bir sürücü, sadece trafik kuralına uymuş olmaz; bir insanın hayatını kolaylaştırmış olur. Bir iş yerinin rampalı giriş yapması, sadece mimari bir detay değil; eşit yaşam hakkına verilen değerin göstergesidir.
Engelliler Haftası’nda yapılması gereken en önemli şey, birkaç güzel söz söylemek değil; gerçekten değişmek ve değiştirmektir. Çünkü engeller bedenlerde değil, zihinlerde başlar.
Unutulmamalıdır ki; sevgi varsa engel yoktur, anlayış varsa hiçbir yol aşılmaz değildir.
Yorumlar