Bir zamanlar insanlar birbirinin yüzüne bakarak konuşurdu. Kırıldığında susar, sevindiğinde sarılır, öfkelendiğinde bile bir sınırı korurdu. Şimdi ise parmakların ucunda bambaşka bir dünya var. Adına “sosyal medya” dediğimiz bu dijital kalabalık, artık sadece bir paylaşım alanı değil; kimi zaman vicdanın kaybolduğu, merhametin unutulduğu dev bir arenaya dönüştü.
Bugün insanlar bir olay yaşandığında önce yardım etmeyi değil, telefon kamerasını açmayı düşünüyor. Birinin düştüğünü gören koşup kaldırmıyor; önce görüntü çekiyor. Bir insanın gözyaşı artık bazıları için “içerik” olmuş durumda. En korkuncu da bu…
Sosyal medyada herkes çok cesur. Çünkü ekranın arkasında olmak insanlara sahte bir güç veriyor. Gerçek hayatta yüzüne bile bakamayacağı insanlara hakaret edenler, birkaç beğeni uğruna insanların hayatını altüst edenler, sırf dikkat çekmek için linç kültürüne katılanlar her geçen gün çoğalıyor.
Bir insanın yaptığı tek bir hata bazen milyonların önüne düşüyor. Ardından yorumlar başlıyor. Kimse gerçeği araştırmıyor, kimse “Bu insan ne yaşıyor?” diye düşünmüyor. Çünkü artık düşünmekten çok yargılamak moda olmuş durumda.
Sosyal medyanın en korkutucu tarafı da tam olarak burada başlıyor:
İnsanlar, başkalarının acısına karşı hissizleşiyor.
Eskiden kötü bir haber duyulduğunda insanlar üzülürdü. Şimdi birkaç saniye durup ekrana bakıyor, sonra bir sonraki videoya geçiyor. Çünkü sürekli akan içerikler, duygularımızı bile tüketmeye başladı. Acıya alışıyoruz. Şiddete alışıyoruz. Hakarete alışıyoruz. Ve fark etmeden insanlığımızdan biraz daha uzaklaşıyoruz.
Özellikle gençler için durum çok daha tehlikeli. Sürekli kusursuz hayatlar gören bir çocuk, kendi hayatını değersiz sanabiliyor. Herkes mutluymuş gibi, herkes zenginmiş gibi, herkes mükemmel görünüyormuş gibi bir dünya çiziliyor. Oysa ekranların arkasında büyük yalnızlıklar var.
Bir fotoğrafın kaç filtreyle çekildiğini bilmiyoruz ama insanlar o görüntülere bakıp kendi hayatından nefret etmeye başlıyor.
Sosyal medya artık sadece bir uygulama değil; insanların ruh halini değiştiren dev bir mekanizma haline geldi. Bir paylaşım insanı gökyüzüne çıkarabiliyor, bir yorum ise karanlığın içine itebiliyor.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz sosyal medyayı mı kullanıyoruz, yoksa sosyal medya mı bizi kullanıyor?
Çünkü teknoloji ilerledikçe insanlığın geriye gitmesi, çağımızın en büyük trajedilerinden biri olabilir.

YORUMLAR