Adana’da yaşanan hırsızlık olayı, sıradan bir evden hırsızlık vakasının çok ötesinde mesajlar taşıyor. Çünkü bu olayda yalnızca bir evin kapısı maymuncukla açılmadı; insanların güven duygusu, özel hayatı ve inançlara ait sembollere duyduğu saygı da hedef alındı.
İddiaya göre biri erkek, diğeri kadın iki şüpheli, kimliklerini gizlemek için çarşaf giyerek Seyhan ilçesindeki bir eve girdi. Yaklaşık 40 dakika boyunca evde kaldılar. Altınları ve parayı alarak uzaklaştılar. Üstelik güvenlik kamerası görüntüleri, şüphelilerin olaydan bir gün önce bölgede keşif yaptığını da ortaya koydu.
Bu ayrıntı, suçun anlık bir kararla değil, planlı ve hazırlıklı şekilde işlendiğini gösteriyor. Hangi eve girileceği önceden belirlenmiş, çevre incelenmiş, kullanılacak kıyafetler hazırlanmış ve kimliği gizlemek için bir senaryo kurulmuş.
Ancak hesaba katmadıkları bir şey vardı: Güvenlik kameraları ve polisin sabırlı takibi.
Asayiş ekiplerinin yaklaşık 350 saatlik kamera görüntüsünü inceleyerek şüphelilerin kimliklerini belirlemesi, suçla mücadelede teknolojinin ve titiz polis çalışmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Birkaç dakikalık görüntüye ulaşmak için yüzlerce saatlik kayıt izlemek, büyük bir emek ve dikkat gerektiriyor.
Operasyon sırasında ele geçirilen ruhsatsız tabanca, fişekler, uyuşturucu maddeler, yüksek miktarda para ve cep telefonları ise olayın yalnızca çalınan bileziklerden ibaret olmadığını düşündürüyor. Bu malzemelerin kaynağı ve başka suçlarla bağlantısı bulunup bulunmadığı da ayrıntılı biçimde araştırılmalıdır.
Olayın en dikkat çekici yönlerinden biri de çarşafın bir gizlenme aracı olarak kullanılmasıdır. Burada eleştirilmesi gereken bir kıyafet ya da yaşam biçimi değildir. Eleştirilmesi gereken, insanların hassasiyet duyduğu bir kıyafetin suç işlemek ve kimlik gizlemek amacıyla kullanılmasıdır.
Suçlular bazen üniforma, bazen maske, bazen kargo görevlisi kıyafeti, bazen de dini veya kültürel semboller üzerinden kendilerine görünmezlik sağlamaya çalışıyor. Bu nedenle toplumun herhangi bir kıyafet üzerinden genelleme yapması doğru değildir. Suçun kıyafeti, cinsiyeti ya da kimliği olmaz; suçun faili ve delili olur.
Şüphelilerin ifadelerinde kamera görüntülerindeki kişilerin kendileri olmadığını söylemesi ise yargılama sürecinin önemini ortaya koyuyor. Kamera kayıtları, ele geçirilen malzemeler ve diğer deliller mahkeme tarafından değerlendirilecek. Bir şüphelinin tutuklanması, diğerinin adli kontrolle serbest bırakılması da yargının mevcut delillere ve kişilerin durumuna göre ayrı değerlendirme yaptığını gösteriyor.
Bu olaydan çıkarılması gereken en önemli sonuçlardan biri, vatandaşların ev güvenliği konusunda daha dikkatli olmasıdır. Kapının kilitli olması her zaman yeterli olmayabilir. Sağlam kilit sistemleri, apartman girişlerinin kontrol altında tutulması, çalışır durumdaki güvenlik kameraları ve şüpheli hareketlerin zamanında polise bildirilmesi caydırıcılığı artırabilir.
Fakat güvenlik meselesinin bütün sorumluluğunu vatandaşa yüklemek de doğru değildir. İnsanlar evlerinde korkmadan yaşamak, biriktirdikleri birkaç parça altını saklamak ve kapılarının arkasında güvende olmak ister. Bu güveni sağlamak devletin, kolluk kuvvetlerinin ve adalet sisteminin temel görevlerinden biridir.
Adana’daki olayda şüpheliler kıyafetle yüzlerini gizlemiş olabilir. Ancak yüzler saklansa da izler tamamen kaybolmuyor. Bir sokakta yapılan keşif, bir kameraya yansıyan yürüyüş, kullanılan telefonlar ve geride bırakılan küçük bir ayrıntı, suçluyu adalete götürebiliyor.
Çünkü çarşaf yüzü gizleyebilir; fakat suçun izini örtemez.

YORUMLAR