Şaşkınım…
Gerçekten şaşkınım.
Bir cinayet haberini okumaya alışmak bile başlı başına acı bir durumken, Bursa’daki davada mahkeme salonunda duyulan sözler karşısında insanın dili tutuluyor.
Bir insan ölüyor.
Yetmiyor…
Cesedi parçalanıyor.
Yetmiyor…
Poşetlenip şehrin farklı noktalarındaki çöp konteynerlerine bırakılıyor.
Ve sonra mahkeme salonunda öyle bir cümle kuruluyor ki, insan “Bunu gerçekten duyuyor muyum?” diye kendine soruyor.
“Evde kurbanı ben kestiğim için çok kolay oldu.”
Bu nasıl bir cümledir?
Bu nasıl bir soğukkanlılıktır?
Bu nasıl bir ruh halidir?
Bir insanın hayatı sona ermiş. Ortada korkunç bir olay var. Ama en ürkütücü olan belki de yaşananların bu kadar sıradan anlatılabilmesi.
Asıl korkutucu olan budur.
Çünkü insanı insan yapan sadece nefes alması değildir.
Acı hissetmesidir.
Vicdanıdır.
Merhametidir.
Yaptığının ağırlığını taşıyabilmesidir.
Bugün mahkeme salonunda yankılanan o sözler, sadece bir davanın tutanaklarına geçmedi.
Toplumun vicdanına da kazındı.
Elbette davanın hukuki yönü mahkemenin işidir. Delilleri değerlendirir, tanıkları dinler, kararını verir. Buna kimsenin söyleyecek sözü olamaz.
Ancak bir toplum olarak bizim de düşünmemiz gereken başka bir konu var.
Nereye gidiyoruz?
Şiddet neden bu kadar sıradanlaşıyor?
İnsan hayatı neden bu kadar değersizleşiyor?
Bir zamanlar yalnızca filmlerde duyduğumuz cümleleri artık mahkeme salonlarında, gerçek insanların ağzından duyuyoruz.
İşte asıl ürpermemiz gereken nokta burası.
Çünkü cinayetler yalnızca bir canı almıyor.
Toplumun vicdanından da her seferinde bir parça koparıyor.
Ve biz, her yeni olayda biraz daha şaşırmamaya başlıyoruz.
Belki de en büyük tehlike tam da budur.

YORUMLAR