Dün bir okul sustu.
Sadece zil sesi değil… kahkaha sustu, koşuşturan ayak sesleri sustu, teneffüste kurulan hayaller sustu.
Kahramanmaraş’ta bir ortaokulun koridorlarında artık yankılanan şey ne yazık ki çocuk sesleri değil… derin bir acı.
Düşünün…
Henüz hayatın başında, kalem tutmayı yeni öğrenmiş ellerin yerine bugün gözyaşı tutan eller var.
Defterlerin arasına saklanan hayaller, şimdi yarım kaldı.
Bir annenin “akşam ne yemek yapayım?” diye düşünen zihni, bir anda “çocuğum nerede?” diye çığlığa dönüştü.
Biz bu kadar ne zaman uzaklaştık birbirimizden?
Bir çocuk…
Evet, altını çizmek gerekiyor: Bir çocuk.
Silahın soğukluğuyla tanışmaması gereken bir yaşta, ölümün en ağır yükünü omuzladı.
Bu sadece bir suç değil… bu, bir toplumun sessiz çöküşüdür.
Okullar güvenli olmalıydı.
Okullar umut olmalıydı.
Okullar, çocukların korkmadan gülmeyi öğrendiği yerler olmalıydı.
Ama biz…
Ne zaman çocuklarımızın ruhunu görmeyi bıraktık?
Ne zaman bir çocuğun içindeki fırtınayı fark edemez olduk?
Belki de en acı gerçek şu:
Bu olay sadece bir günün haberi değil.
Bu, yıllardır biriken ihmallerin, görmezden gelinen sorunların ve “bize bir şey olmaz” rahatlığının sonucudur.
Bugün konuşmamız gereken şey sadece güvenlik değil.
Bugün konuşmamız gereken şey çocukların yalnızlığı.
Çünkü yalnız kalan her çocuk, içinde büyüttüğü karanlıkla baş başa kalır.
Ve o karanlık… bir gün hepimizi içine çeker.
Şimdi soruyorum:
Bir çocuğun hayatını kaybettiği bir ülkede, hangi başarıdan söz edebiliriz?
Bugün susmayalım.
Bugün sadece üzülüp geçmeyelim.
Bugün gerçekten bakalım birbirimize… özellikle de çocuklarımıza.
Çünkü bir daha hiçbir okulun sessizliğe gömülmeye tahammülü yok.

YORUMLAR