Doğanın en asil kuşlarından biridir kartal. Yalnızlığı sever ama bağlılıkta da dağ gibi kararlıdır. Yükseği gözetler, düşüğü gözetmez. Peki bir dişi kartal, soyunu devam ettireceği eşini nasıl seçer? İşte burada, doğanın içgüdüleriyle ördüğü muazzam bir sınav başlar.

Dişi kartal yuvayı rastgele kurmaz, yavrularının babasını da tesadüfen seçmez. Göklerin hanımefendisi önce bir dal parçası bulur, güçlü ama sıradan bir dal. Ardından havalanır, o dallı sınavı erkek kartallara sunar.

Bu bir oyun değildir. Hayatın ta kendisidir. Dişi kartal gökyüzünde yükselirken dalı bırakır. Erkek kartal dalı yakalamak zorundadır. Ama sadece yakalamak değil… Aynı anda düşerken yeniden havalanmak, kanat çırparak onu yere çakılmadan getirmek zorundadır. Bu bir güç, sabır ve kararlılık testidir. Çünkü bir kartalın yavrusu, yerden değil, gökten doğar.

Dişi kartal defalarca bırakır dalı… Her seferinde bakar; kim düşerken dalı bırakmaz, kim sonuna kadar çırpınır. Çünkü dişi kartal bilir: Yerde yürüyen, havada hükmedemez. Göklerin evladı olacak bir yavruyu ancak göğün efendisiyle büyütür.

Ne kadar tanıdık, değil mi? Bugünün dünyasında da bir kadın, yüreğini emanet edeceği kişiyi içgüdüleriyle sınar. Kim birlikte düşerken bırakmaz? Kim fırtınada yanında dimdik durur? Kim kolayca vazgeçmez? Dişi kartalın dalı neyse, kadının kalbi odur. Biri bırakırsa kırılır, biri tutarsa bağlanır.

Asıl aşk, güvenle başlar. Tıpkı kartallar gibi… Gökyüzünü yurt edenlerin aşkı, yer çekimine yenilmez.

Ve şunu unutmayın:
Bir dişi kartal, sadece yükseği göze alanla yuva kurar.
Çünkü yükseğe uçmayan, onun kalbine dokunamaz.