Bugün arife…
Sokaklarda alışıldık bir telaş var ama bu telaşın içinde tarifsiz bir duygu gizli. Ne tam bayram ne de sıradan bir gün. Arife, aslında kalbin en derin yerinde biriken duyguların günüdür.
Bir yanımız çocuk…
Yeni alınan bayramlıkların heyecanı hâlâ bir yerlerde yaşıyor. O sabah erkenden kalkıp kapı kapı dolaşmanın hayali bile yüzümüzde hafif bir tebessüm bırakıyor. Şeker toplamak değil mesele; hatırlanmak, görülmek, sevilmek…
Bir yanımız ise eksik…
Eskiden kalabalık olan sofraların şimdi biraz daha sessiz olduğunu fark ediyor insan. Arife günü en çok da yokluğun sesi yükselir. Artık arayamayacağımız telefon numaraları, kapısını çalamayacağımız evler, başını okşayamayacağımız insanlar…
İşte bu yüzden arife, sadece hazırlık değil; hatırlama günüdür.
Bugün mezarlıklar doludur mesela… Sessiz dualarla, gözyaşıyla karışık özlemlerle. Bir Fatiha ile yıllar geri gelir, bir dua ile içimiz hafifler. Çünkü bayram dediğimiz şey aslında sevdiklerimizle tamamdır.
Arife günü aynı zamanda bir barış günüdür.
Kırgınlıkların yükü bugün daha ağır gelir insana. “Yarın bayram” diyerek atılan bir mesaj, edilen bir telefon, belki de yılların suskunluğunu bitirir. Çünkü bayrama küslük yakışmaz.
Ve bir gerçek daha vardır…
Bayram en çok çocuklara yakışır ama en çok büyükler özler.
Bugün evlerde tatlı bir hazırlık var. Baklavalar açılıyor, şekerler hazırlanıyor, misafirlik planları yapılıyor. Ama herkesin içinde aynı soru: “Eski bayramlar nerede?”
Aslında cevap çok uzak değil…
Bayram hâlâ aynı bayram. Değişen sadece biziz.
Daha az vakit ayırıyoruz birbirimize. Daha az sarılıyoruz. Daha az hatırlıyoruz.
Belki de bu arife, bir fırsattır.
Bir kapıyı çalmak için…
Bir gönül almak için…
Bir “iyi ki varsın” demek için…
Çünkü bayram dediğimiz şey; sadece takvimdeki bir gün değil, kalpte açılan bir kapıdır.
Ve o kapı, en çok arife günü aralanır…

YORUMLAR