Bir annenin ağzından dökülen şu cümle, günlerdir kulaklarımda yankılanıyor:
“Ben daha evime patates almayı düşünmüyorum… O patates elinde gitti.”
Bazen uzun cümlelere gerek kalmaz. Bir annenin tek bir cümlesi, yaşanan acının büyüklüğünü anlatmaya yeter.
Henüz 18 yaşında bir genç kız…
Hayatının baharında…
İddialara göre kahvaltı hazırlarken, sırtı mutfak tezgâhına dönük halde silahla vuruluyor. Bir annenin anlattığı bu detay, insanın yüreğinde derin bir sızı bırakıyor. Eğer gerçekten bir insanın elinde tava, ocağında kızaran patates varken silah doğrultulabiliyorsa, burada sadece bir cinayet değil, vicdanın da ağır yaralandığı bir tablo vardır.
Son yıllarda şiddete öylesine alışır hale geldik ki, bir süre sonra olaylar birkaç gün konuşuluyor, ardından yeni bir haber eski acının üzerini örtüyor. Geride ise ömrünün sonuna kadar eksik yaşayacak aileler kalıyor.
Bir anne artık mutfağına patates koyamayacağını söylüyor.
Bir anneanne “Çiçeğimi aldılar” diye gözyaşı döküyor.
Bir baba, bir kardeş, bir aile her sabah aynı gerçekle uyanıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Haberi okuyor, birkaç dakika üzülüyor, sonra hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Oysa toplum olarak kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir insan, eline silahı bu kadar kolay nasıl alabiliyor? Tartışmalar neden bu kadar kısa sürede ölümle sonuçlanıyor? Öfke neden artık sözle değil, mermiyle ifade ediliyor?
Adalet elbette mahkeme salonlarında tecelli edecektir. Suçun niteliğini ve sorumluluğu bağımsız mahkemeler belirleyecektir. Ancak toplumun da çözmesi gereken başka bir mesele var: Şiddetin sıradanlaşması.
Bugün bir annenin feryadı gündemde. Yarın başka bir annenin…
İsimler değişiyor, şehirler değişiyor ama acılar hep aynı kalıyor.
Bir ülkenin en büyük zenginliği gençleridir. Onların hayallerini, umutlarını ve geleceğini koruyamadığımız her gün, aslında kendi geleceğimizden de bir parça kaybediyoruz.
Silahların konuştuğu yerde vicdan susar.
Vicdanın sustuğu yerde ise sadece annelerin gözyaşları konuşur.
Ve hiçbir mahkeme kararı, hiçbir ceza, hiçbir zaman toprağa verilen bir evladı geri getiremez.
Belki de artık sormamız gereken soru şudur:
Bir canı kaybettikten sonra adalet aramak yerine, o canın kaybedilmesini nasıl önleyebiliriz?
Çünkü gerçek başarı, suç işlendikten sonra ceza vermek değil; suçun hiç yaşanmadığı bir toplum inşa edebilmektir.

YORUMLAR