Kırkpınar, Kırkpınar Güreşleri, Kafasında Kırk Tilki Gezdirmek, Kırk Katır ile Kırk Satır, Kırk Gün ve Kırkıncı Gün, Kırklar Dağı Efsanesi, Kırk Vezir Hikâyesi, Yüz Hayvanı Kırk Kazığa Bağlamak gibi Türk Kültürümüzde “Kırk” sayısıyla ilgili bir tılsım vardır sanırım. Çok çok önemli ki basa basa üzerinde durulan bir sayı Türk toplumunda… Bu günde yukarıdaki terimlerden biri olan Kırklar Dağı sözcüğüne birlikte bakalım istedim canlarım.
Kırklar Dağı, Güneydoğu Anadolu’muzun incisi ve köklü bir tarihi geçmişe dayanan Diyarbakır İlimizin güneybatısında, Dicle Nehri kenarındadır. İsmiyle müsemma olan dağın arkasında ”Kırklar Ziyareti = Ziyaretgâh” bulunmaktadır. Yöremizde bu ziyaret yeri kutsal sayıldığı için hangi inanç ve mezhep ile dine ve ırka mensup olursa olsun hem Hıristiyan ile Süryani ve hem de Müslüman halkımız tarafından sürekli ve de tekrar tekrar ziyaret edilir. Ziyaretçilerin çoğunluğunu da bayanlar oluşturur. Çok sayıda insan, hastalıklardan kurutulmak ve türlü türlü dertlerine çare bulabilmek ümidiyle buraya gelip dua ederler, dilekte bulunurlar, kurbanlar keserler. Feyz alıp evlerine dönerler.
Özellikle de çocuğu olmayanlar buraya gelip dua ederek dilek bulunurlar. Efsane bu ya, bu ziyaretgâhı çok sık ziyaret eden Süryani bir ailenin de çocuğu olmuyormuş. Bu aile oldukça da varlıklı imiş. Evin hanımı bir gün bende gidip “Kırklar Ziyaretgâhı”nda dilek dileyeyim, kurban keseyim diye niyet etmiş. Takip eden günlerden bir gün o Bayan; Kırklar Ziyareti’ne gelerek “çocuğumuz olsun” diye dilek dileyip ve adak adayarak kurban kesmiş. Aradan bir hayli zaman geçmiş, bu zengin ailenin nur topu gibi bir kız çocuğu dünyaya gelmiş ve bu şirin kız bebeğin adını da “Suzan veya Suzi” koymuşlar. Annesi kızını her doğum gününde Kırklar Ziyareti’ne götürür o doğmazdan evvel burası ile bağlantılarını anlatır, dualar eder ve dilekte bulunurlarmış. Selvi dalı gibi uzayıp çınar gibi serpilen dünyalar güzeli kızı Suzan’ı komşulardan birtakım kişiyle birlikte ziyarete götüren anne, birçok delikanlının kızına sevdalandığını görmüş, kur yaptıklarını ve laf attıklarını, Suzi’yi temaşa ettiklerini görüyor ve de duyuyormuş. Gel zaman git zaman Suzan kızımız, komşularının Müslüman olan ve Adil adlı oğluna gönlünü kaptırmış. Suzan = Suzi ile Adil birbirlerine sırılsıklam âşık olmuşlar. Gençler aşklarını kimselere sezdirmeden sıcacık yüreklerinde saklayarak yaşamaya devam etmişler. Bir doğum yıldönümünde anne evde kalarak hizmetçilerle birlikte Suzan’ı Kırklar Ziyaretine göndermiş. Her ziyaret zamanı Suzi’yi görüp seyretmek için gelen Adil; Suzan’la kavullaşıp dağın tenha olan öbür yakasına giderek hasret giderip, geleceği konuşup, planlar yapmaya başlamışlar. Zaman çok hızlı aktığından Suzan = Suzi ziyaret yerine geldiğinde hava zaten kararmış ve hizmetçilerle birlikte toparlanıp evin yolunu tutmuşlar. Amma olanlar o anda oluvermiş. Adil ile Suzan’ın dağın arka yamacındaki baş başa buluşmalarını bağışlamamış olacak ki Suzi’yi Ziyaretgâh çarpmış. Kafile Dicle Nehri üzerindeki 10 gözlü uzun köprüden geçerken bir toz bulutu belirip fırtına koparken, nehrin suyu da kabarmış ve güzeller güzeli Suzan, 10 gözlü köprü üzerinden nehre düşmüş. Azgın sularda boğulmuş ve de cesedini su götürdüğü için de bedeni bulunamamış. Acı haber tez elden köye ulaşmış ve haberi alan annenin yürekleri parçalanırken sevenlerin boynu bükülmüş. Suzan’ın vahim ölümünden sonra Dünya’da kalan elmanın yarısı ve âşık parçası Adil, aklını yitirmiş ve divane olmuş. Ağıt yakıp Türkü söyleyerek ömrünü tüketmişti ki:
Kırklar Dağı’nın düzü; Karanlık bastı bizi;
Kör olasan Suzan Suzi; Ziyaret çarptı bizi!
Köprü altı kapkara; Ana gel beni ara;
Saçlarıma kumlar doldu; Tarak getir de tara!
Gazi köşkü serindir; İçme suyu derindir;
Ağlama sen garip anam; Kadir Mevlâ kerimdir!..
Şeklinde söylenen zevkle dinlediğimiz Türk Halk Müziği repertuarımızın Diyarbakır Türküsü olarak da bildiğimiz Ağıt-Türkümüz ile “Kırklar Dağı” efsanesini de sizlerle paylaştığımı düşünüyorum.
Yorumlar