Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Nail Tikit

Hashtag Vicdanı mı, Gerçek Vicdan mı?

Türk Dil Kurumu’nun 2025 yılı için seçtiği “dijital vicdan” kavramı, aslında hepimizin içine dokunan bir aynayı önümüze koyuyor. Yaklaşık 300 bin kişinin oyuyla yılın kelimesi seçilen bu ifade, sadece bir sözcükten ibaret değil; dijital çağda nasıl hissettiğimizi, nasıl tepki verdiğimizi ve belki de en önemlisi nasıl sorumluluk aldığımızı sorgulatan güçlü bir kavram.

Bugün bir felaket yaşandığında, bir adaletsizlik gündeme düştüğünde ya da bir insanlık dramı ekranlarımıza yansıdığında refleksimiz çok tanıdık: Paylaş, beğen, yorum yap… Vicdanımızı rahatlatan bu küçük dijital hamleler, bize “üzerimize düşeni yaptık” hissini veriyor. Oysa gerçekten öyle mi?

İşte “dijital vicdan” tam da bu noktada devreye giriyor. Vicdanın, eylemden koparılarak yalnızca çevrim içi tepkilere sıkıştırılmasını sorguluyor. Bir gönderiye üzgün emojisi bırakmakla, gerçek hayatta bir sorumluluk almak arasındaki uçurumu yüzümüze vuruyor.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un da dikkat çektiği gibi bu kavram, dijital çağda bireysel ve toplumsal sorumlulukların nasıl şekillendiğini tartışmaya açıyor. Artık iyiliği de, öfkeyi de, dayanışmayı da ekran üzerinden yaşıyoruz. Ama ekran kapandığında, o duygular ne kadar bizimle kalıyor?

Sosyal medyada hızla yayılan bir kampanyaya destek vermek kolay. Bir etiketi trend yapmak saniyeler alıyor. Ancak aynı hassasiyeti günlük hayatta sürdürmek, konfor alanımızdan çıkmayı gerektiriyor. Belki zamanımızdan, belki maddi imkânlarımızdan, belki de sessiz kalmamayı göze almaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Dijital vicdan ise çoğu zaman bize zahmetsiz bir “iyi insan” hissi sunuyor.

Bu durum sadece bireyler için değil, toplumun geneli için de önemli bir kırılma noktası. Çünkü sürekli tepki veren ama harekete geçmeyen bir toplum, zamanla duyarsızlaşma riskiyle karşı karşıya kalıyor. Her şeye üzülüp hiçbir şeyi değiştiremeyen bir kalabalığa dönüşüyoruz.

Öte yandan “dijital vicdan” tamamen olumsuz bir kavram da değil. Doğru kullanıldığında farkındalık yaratıyor, sesini duyuramayanlara alan açıyor, dayanışmayı büyütebiliyor. Asıl mesele, dijitalde başlayan vicdani reflekslerin gerçek hayata taşınıp taşınmadığı.

Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Paylaştığım bu içerik, hayatımda neyi değiştirdi?
Yorum yaptım ama sonra ne yaptım?
Ekranın ötesinde hangi sorumluluğu aldım?

TDK’nin yılın kelimesi olarak “dijital vicdan”ı seçmesi, tam da bu soruları çoğaltmak için önemli bir fırsat. Bu kelime, bize suçluluk yüklemekten çok, farkındalık kazandırmayı amaçlıyor. Çünkü çağımızın en büyük sınavlarından biri, hissetmekle yetinmeyip harekete geçebilmek.

Belki 2025’in kelimesi bize şunu söylüyordur:
Vicdan, yalnızca parmak ucunda değil; hayatın tam ortasında anlam kazanır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

4 + 4 = ?

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER