Geçtiğimiz gün Pendik’te yaşanan bir olay, aslında sadece bir markette çıkan tartışma değil; toplum olarak geldiğimiz noktayı gözler önüne seren acı bir tabloydu. Bir zincir markette, sıradan bir alışveriş sırasında başlayan “poşet tartışması”, birkaç saniye içinde akıl almaz bir şiddete dönüştü. Bir erkek müşteri, tartıştığı kadın kasiyere defalarca yumruk attı. Yetmedi; saçından tutup başını kasaya vurdu. O anlar güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı. Yani bu olay sadece yaşanmadı, aynı zamanda kaydedildi… izlenildi… ve bir anlamda toplumun aynasına dönüştü. Peki, bu noktaya nasıl geldik? Bir poşet tartışması… Bu kadar basit bir konu, bir insanın kontrolünü kaybetmesine, bir kadına acımasızca saldırmasına nasıl neden olabilir? Aslında mesele poşet değil. Mesele, öfkenin kontrol edilememesi, saygının giderek yok olması ve şiddetin “ilk tepki” haline gelmesi. Bugün sokakta, trafikte, iş yerinde… En küçük anlaşmazlıkta bile sesler yükseliyor, eller kalkıyor. İnsanlar artık konuşmak yerine saldırmayı seçiyor. Çünkü sabretmeyi, dinlemeyi ve empati kurmayı unuttuk. En acı tarafı ise şu: Bu tür olaylara artık şaşırmıyoruz. Kadınlara yönelik şiddet, her geçen gün daha görünür hale geliyor. Ama görünür olması, çözümün yaklaştığı anlamına gelmiyor. Aksine, normalleşme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bir kadının, görevini yaparken, çalıştığı yerde darbedilmesi; sadece bireysel bir suç değil, toplumsal bir alarmdır. O markette darbedilen kasiyer, aslında hepimizi temsil ediyor. Çünkü bu şiddet, yalnızca ona değil; toplumun huzuruna, güvenliğine ve insanlık değerlerine yönelmiş bir saldırıdır. Burada bir başka önemli nokta daha var: Müdahale. Olay sırasında çevredeki vatandaşların kavgayı ayırmaya çalıştığı belirtiliyor. Bu önemli. Çünkü artık sadece “izleyen” değil, “tepki veren” bir toplum olmak zorundayız. Ancak bu tepki, sadece olay anında değil; sonrasında da sürmeli. Sessiz kalmak, çoğu zaman şiddeti cesaretlendirir. Polis ekiplerinin olaya ilişkin inceleme başlatması elbette önemli. Hukukun gereği yapılmalı, ceza caydırıcı olmalı. Ama unutmayalım: Şiddeti sadece cezalarla değil, zihniyet değişimiyle durdurabiliriz. Çocuklara küçük yaşta öfke kontrolünü, saygıyı, kadın-erkek eşitliğini öğretmediğimiz sürece; bu görüntüler değişmez. Sadece adresler değişir, mağdurlar değişir, ama hikâye aynı kalır.