Forbes 94 ayrı kritere dayanarak bir yaşanabilirlik endeksi yayımladı. Eğitimden sağlığa, ekonomiden ulaşıma, inovasyondan hizmet erişimine kadar uzanan geniş bir çerçevede 81 il değerlendirildi. İstanbul, Ankara ve İzmir listenin zirvesinde yer alırken; listenin son sıralarında ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan birçok il yer aldı.
“Yaşamak için en kötü il” olarak açıklanan şehir ise Muş oldu.
Listenin son 10 sırası şöyle:
10 – Van (35,51)
9 – Yozgat (34,28)
8 – Ardahan (33,96)
7 – Iğdır (33,86)
6 – Ağrı (32,44)
5 – Bitlis (31,85)
4 – Siirt (31,57)
3 – Hakkari (30,94)
2 – Şırnak (30,45)
1 – Muş (29,71)
Rakamlar net. Puanlar ortada. Ama asıl soru şu: Bir şehri “en kötü” yapan gerçekten bu kriterler mi?
Endeks Ne Ölçüyor, Ne Ölçmüyor?
Listede dikkate alınan kriterler oldukça kapsamlı:
Üniversite mezun oranı
Sağlık hizmetlerine erişim
Yaşam beklentisi
Kültürel etkinlikler ve sosyal imkanlar
Güvenlik
Gelir dağılımı
Start-up ekosistemi
Üniversite-sanayi iş birliği
İnovasyon kapasitesi
Sanayi ve hizmet sektörü hacmi
Organize sanayi bölgeleri
İşsizlik oranı
Yatırım potansiyeli
Ulaşım altyapısı
Dijital altyapı
Lojistik erişim
Coğrafi konum avantajı
Bunların tamamı modern ekonomik şehir modeline göre belirlenmiş göstergeler. Yani büyükşehir merkezli, sanayi ve hizmet sektörü yoğunluklu, yüksek teknoloji ve küresel entegrasyon odaklı bir bakış açısı.
Bu çerçevede bakıldığında; İstanbul gibi finans, teknoloji, lojistik ve kültür merkezi olan şehirlerin üst sıralarda yer alması şaşırtıcı değil.
Ancak mesele sadece bu mu?
“Kalkınma” ile “Yaşanabilirlik” Aynı Şey Mi?
Bir şehirde start-up sayısının az olması, orada yaşamanın kötü olduğu anlamına gelir mi?
Bir şehirde organize sanayi bölgesi sayısının düşük olması, o şehirde huzurun olmadığı anlamına mı gelir?
Muş, Hakkari, Şırnak gibi iller endeks puanında son sıralarda olabilir. Ancak bu şehirlerde güçlü bir toplumsal bağ, düşük yaşam maliyeti, doğal zenginlik, güçlü kültürel kimlik gibi ölçülmesi zor ama hayat kalitesini etkileyen faktörler de var.
Endeks; ekonomik üretim gücünü, yatırım potansiyelini ve hizmet erişimini ölçüyor.
Fakat “aidiyet”, “toplumsal dayanışma” ve “yerel kültürün canlılığı” gibi soyut unsurları ölçmüyor.
Bölgesel Eşitsizlik Gerçeği
Listeye baktığımızda tablo açık: Son 10 ilin büyük bölümü Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alıyor.
Bu durum aslında şehirlerin “kötü” olmasından çok, Türkiye’deki bölgesel kalkınma dengesizliğinin bir yansıması olabilir.
Sağlık yatırımları sınırlı
Üniversite ve sanayi iş birliği zayıf
İnovasyon ekosistemi gelişmemiş
Lojistik ve ulaşım altyapısı sınırlı
Bu veriler, şehirlerin potansiyelsiz olduğunu değil; yeterince yatırım almadığını gösteriyor olabilir.
Rakamlar Bir Gerçeği Söylüyor Ama…
Endeks puanları, kamu politikaları açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Özellikle:
Eğitim yatırımlarının artırılması
Sağlık altyapısının güçlendirilmesi
Dijital dönüşüm projelerinin yaygınlaştırılması
Yerel girişimciliğin desteklenmesi
gibi başlıklar için bu tür çalışmalar yol gösterici olabilir.
Ancak “en kötü şehir” ifadesi, kamuoyunda algıyı sertleştiren bir başlık.
Bir şehrin yatırım puanı düşük olabilir.
Ama o şehirde büyüyen bir çocuk için orası dünyanın en güzel yeridir.

YORUMLAR