Ankara’da yaşanan olay yalnızca bir gasp haberi değil, toplumun geldiği noktayı gözler önüne seren ağır bir tablo oldu. Bir insanın, yaşlı bir adamı dakikalarca takip edip sokak ortasında acımasızca darp etmesi; ardından parasını alıp kaçması sadece “asayiş olayı” olarak değerlendirilemez. Çünkü burada kaybedilen yalnızca 8 bin lira değil, insanların sokakta hissettiği güven duygusu. Bugün artık vatandaşlar geceyi bırakın, gündüz vakti bile tedirgin yürümeye başladı. Özellikle yaşlı insanlar, kadınlar ve çocuklar için sokakların ne kadar güvensiz hale geldiği her geçen gün daha fazla hissediliyor. Üstelik olayın iddialara göre alkol ve uyuşturucu etkisindeki bir kişi tarafından gerçekleştirilmiş olması, bağımlılık sorununun toplumsal şiddeti nasıl beslediğini bir kez daha ortaya koyuyor. En ürkütücü noktalardan biri ise saldırganın yaşlı adamı bilinçli şekilde takip etmesi. Bu durum, olayın bir anlık öfke değil, planlı bir hedef seçimi olduğunu düşündürüyor. Güçsüz görüleni hedef almak, toplumdaki vicdan erozyonunun en tehlikeli göstergelerinden biri haline geldi. Güvenlik kameralarının her şeyi saniye saniye kaydetmesi ise başka bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Artık birçok suç, kameralardan çekinmeden işleniyor. Çünkü bazı insanlar ceza korkusundan çok daha büyük bir umursamazlığın içine sürüklenmiş durumda. Elbette polisin kısa sürede saldırganı yakalaması önemli. Ancak mesele yalnızca suçlunun yakalanması değil; bu olayların neden bu kadar sık yaşandığını sorgulamak gerekiyor. Şiddetin normalleştiği, öfkenin büyüdüğü, bağımlılığın yayıldığı bir ortamda toplumun huzur içinde yaşaması giderek zorlaşıyor. Bir yaşlı adamın sokakta yürürken canından olma korkusu yaşadığı bir yerde herkesin dönüp kendine şu soruyu sorması gerekiyor: “Gerçekten güvende miyiz?”