2026 yılındayız… Yapay zekânın konuşulduğu, robotların ameliyat yaptığı, uzaya turist gönderilen bir çağda Türkiye’nin bir köşesinde insanlar çocuklarını alıp bir adamın ağzına koyduğu anahtardan medet umuyor.
Evet yanlış okumadınız… Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde bir kişinin, konuşamayan çocukların ağzına anahtar koyarak onları iyileştirdiği iddiası sosyal medyada milyonlarca kez izlendi. Ardından Türkiye’nin dört bir yanından insanlar soluğu o evin önünde aldı. Kuyruklar oluştu, umut tacirliği büyüdü.
İnsanın aklına şu soru geliyor:
Bu ülke gerçekten bilim çağında mı yaşıyor?
Konuşma bozukluğu; nörolojik, gelişimsel ya da psikolojik nedenleri olabilen ciddi bir sağlık problemidir. Bunun çözüm adresi hastaneler, uzman doktorlar ve dil-konuşma terapistleridir. Ancak sosyal medya çağında bilim değil, “viral olan” kazanıyor.
Bir video çekiliyor…
Bir çocuk birkaç kelime söylüyor…
Ardından binlerce insan bunu mucize ilan ediyor.
Peki ya placebo etkisi?
Peki ya çocukların heyecanla geçici tepkileri?
Peki ya bilimsel kanıt?
Yok.
Ama buna rağmen insanlar kilometrelerce yol gidiyor. Çünkü bu ülkede hâlâ insanların çaresizliği, inancı ve duyguları kolayca yönlendirilebiliyor.
En acı tarafı ise çocukların umut deneyine dönüştürülmesi. Aileler çaresiz olabilir, umut arayabilir. Buna kimse bir şey diyemez. Ancak bir toplumun, sağlık sorunlarına anahtar, muska ya da sosyal medya videolarıyla çözüm araması düşündürücü değil, korkutucudur.
Daha da ilginci şu:
Bir doktor yıllarca okuyup uzman olduğunda insanlar güvenmezken, sosyal medyada viral olan bir kişiye sorgusuz sualsiz inanılabiliyor.
Bugün anahtar…
Yarın başka bir “mucize”…
Ve biz her seferinde bilimi değil, kulaktan dolma hikâyeleri alkışlamaya devam ediyoruz.
Belki de asıl tedavi edilmesi gereken şey, toplumun bu bitmeyen kolay inanma hastalığıdır.

YORUMLAR